Galatasaray'da transfer döneminin gündemini yapılan transferler değil, henüz yapılamayan hamleler oluşturuyor. Sarı-Kırmızılılar şu ana kadar yalnızca bir oyuncuyu kadrosuna kattı. Özellikle orta saha, sağ bek ve hücum rotasyonuna yapılacak takviyeler konusunda bekleyiş ise sürüyor.
Taraftarın sabırsızlanması doğal.
Çünkü Galatasaray yalnızca Süper Lig için kadro kurmuyor. Şampiyonlar Ligi'nde yeniden ses getirecek bir takım oluşturmayı hedefleyen Sarı-Krmızılıların, sezon öncesi kampına mümkün olduğunca eksiksiz başlaması gerekiyor. Her teknik direktör gibi Okan Buruk da yeni transferlerin son günlerde değil, hazırlık döneminde takıma katılmasını ister. Uyum süreci, fiziksel hazırlık ve oyun planının oturması için zaman, en az transferin kendisi kadar değerlidir.
Bu yüzden mevcut eleştirileri tamamen haksız görmek mümkün değil.
Ancak madalyonun diğer yüzünü de göz ardı etmemek gerekiyor.
***
Unutulmamalı ki Galatasaray’ın elinde halihazırda bu ligin son şampiyonu olan, birbirini tanıyan ve kazanma alışkanlığına sahip bir kadro var. Yani Sarı-Kırmızılılar panikle hamle yapmak zorunda olan bir kriz ortamında değil. Üstelik geçen sezon büyük beklentilerle transfer edilip adaptasyon veya fiziksel eksiklikler nedeniyle tam verim alınamayan bazı isimlerin, bu sezon takıma tamamen uyum sağlayarak çok daha farklı bir profil çizebileceği ihtimali de göz önünde bulundurulmalı.
Bununla birlikte, günümüz transfer piyasasında bir futbolcunun adının erken ortaya çıkması, çoğu zaman pazarlık masasının dengesini değiştiriyor. İlgilendiğiniz oyuncu kamuoyuna yansıdığı anda sadece taraftar değil; menajerler, rakip kulüpler ve futbolcunun mevcut kulübü de harekete geçiyor. Talep arttıkça bonservis bedeli yükseliyor, maaş beklentileri değişiyor ve pazarlık şartları ağırlaşıyor.
Galatasaray'ın transfer görüşmelerini daha kapalı yürütmeye çalışmasının nedeni de bu. Yönetim, süreci sosyal medyada değil, pazarlık masasında kazanmayı hedefliyor. Çünkü transfer dönemlerinde en pahalı bedel bazen bonservis değil, aceleyle verilen kararlardır.
Nitekim geçmiş yıllarda ismi uzun süre gündemde kalan bazı futbolcularda rekabetin kızıştığı, maliyetlerin hızla yükseldiği ve görüşmelerin çıkmaza girdiği görüldü. Bu tecrübeler, yalnızca Galatasaray'ın değil birçok kulübün transfer süreçlerini daha gizli yürütmesine neden oldu.
***
Asıl soru şu:
Galatasaray zaman mı kazanıyor, yoksa zaman mı kaybediyor?
Eğer amaç, aynı kaliteyi daha makul şartlarda kadroya katmaksa sabırlı davranmanın mantıklı bir tarafı var. Transfer döneminin ilk gününde istenen rakamla son haftasında oluşan rakam arasında bazen milyonlarca Euroluk fark oluşabiliyor. Bekleyen kulüpler, doğru zamanda doğru hamleyi yaparak önemli avantaj sağlayabiliyor.
Ancak bu stratejinin başarıya ulaşması için ince bir denge bulunuyor.
Lig başlamadan, Avrupa maçları kapıya dayanmadan ve takımın ana iskeleti şekillenmeden eksik bölgelerin tamamlanması gerekiyor. Aksi hâlde ekonomik kazanç olarak görülen bekleme stratejisi, sahada puan kaybına ve uyum sorunlarına dönüşebilir. Transferde tasarruf etmeye çalışırken sezona eksik başlamak, çok daha ağır bir maliyet doğurabilir.
Bu nedenle ne bugünden paniğe kapılmak doğru ne de her şey yolundaymış gibi davranmak...
Gerçek değerlendirme, transfer dönemi kapandığında değil; Galatasaray'ın lige ve Avrupa arenasına nasıl bir kadroyla çıktığında yapılacak. Çünkü taraftarın hafızasında görüşmelerin kaç gün sürdüğü değil, takımın ne kadar güçlendiği kalır.
Transfer dönemlerinde bazen en çok konuşanlar değil, en doğru zamanda hamle yapanlar kazanır.
Sessizlik sonuç üretiyorsa stratejidir. Sonuç üretmiyorsa sadece cevapsız kalan sorular bırakır.