"Noktasal denge" diye bir kavram duydunuz mu?
Evrimsel biyolojide türler bazen binlerce yıl hiç değişmez, sonra şartlar ağırlaşınca çok kısa sürede büyük dönüşümler geçirir. Malzeme biliminde de durum farklı değildir; en sağlam görünen yapı bile dengesi bozulduğu an çöker. İnsan ilişkileri de aslında bundan çok farklı değil. Geçenlerde kadınlar üzerine bir yazı yazmıştım. Erkeklerden aynı soru geldi: "Peki biz ne olacağız?" Bugün sıra sizde.

Şanlıurfa'da yaşanan o acı kazada kontrolden çıkan bir kadın sürücü üç kişinin ölümüne neden oldu. O haberi izlerken aklıma başka bir soru geldi: Kadınları yıllarca psikolojik olarak köşeye sıkıştırıp sonra bir gün kontrolden çıktıklarında bütün faturayı sadece onlara kesmek ne kadar adil? Asıl merak ettiğim ise şu; yıllardır herkes "Kadınlar ne ister?" diye soruyor. Bir de tersini soralım. Erkekler ne ister? Liste uzun... Güzel kadın ister ama sadece güzel olması yetmez. Hem doğal olacak hem bakımlı olacak. Dolgusu belli olmayacak ama dudağı dolgun olacak. Makyaj yapmayacak ama ışıl ışıl görünecek. Spor yapacak ama çocuklarla da ilgilenecek. Çalışacak ama evi de ihmal etmeyecek. Para kazanacak ama erkeğin egosunu da zedelemeyecek. Özgüvenli olacak ama fazla konuşmayacak. Kıskanmayacak ama başkasının da bakmasına izin vermeyecek. Arkadaşlarıyla vakit geçirmene ses çıkarmayacak ama onun telefonuna gelen mesajı da açıklayacak. Yani kısacası, hem köy dizisinin başrolü olacak hem Paris Moda Haftası'nın modeli... Hem anneniz kadar fedakâr hem en yakın arkadaşınız kadar eğlenceli... Hem psikoloğunuz... Hem aşçınız... Hem muhasebeciniz... Hem sevgiliniz... Hem de bütün bunları yaparken sürekli gülecek.
Gerçekten yoruldum sadece yazarken.!!!

Sonra dönüp meşhur cümleyi kuruyorsunuz: "Kadınlar çok değişti." Hayır. Kadınlar değişmedi. Beklentileriniz büyüdü. Bir de şu meşhur cümle var ya... "Adriana Lima aldatıldıysa sen kimsin?" Ben kadınları bundan daha çok küçümseyen başka bir cümle duymadım. Bu sözün alt metni şu: "Kim olursan ol aldatılabilirsin, o yüzden çok da konuşma". Aldatmayı normalleştiren, sadakatsizliği sıradanlaştıran bundan daha tehlikeli kaç cümle var? Daha üzücü olanı ise kadınların bile bunu espri diye paylaşması. Sonra ne oluyor? Bütün kadınlar birbirine benzemeye başlıyor.
Aynı dudak... Aynı kaş... Aynı burun... Aynı saç... Sanki güzellik merkezlerinde tek bir şablon var. Oysa mesele estetik değil. Mesele "yeterli hissettirilmeyen" kadınlar. Çünkü sürekli bir sonraki versiyonun daha güzel olduğu söyleniyor.

Bir uygulamanın güncellemesi gibi... Sürekli "bir tık daha iyi ol." Peki hiç durup kendinize şunu sordunuz mu? Siz hangi güncellemenizi yaptınız? Kadından sadakat bekliyorsunuz. Siz ne kadar sadıksınız? Kadından anlayış bekliyorsunuz. Siz ne kadar anlayışlısınız? Kadından emek bekliyorsunuz. Siz ilişkinize ne kadar emek veriyorsunuz? Kadından hayranlık bekliyorsunuz. En son kendinizi geliştirmek için ne yaptınız? Çevrem mutsuz kadınlarla dolu. İnanın, büyük çoğunluğunun ortak cümlesi aynı: "Ne yaparsam yapayım yetmiyor." İnsan sevdiğinin yanında eksik hisseder mi? Hissediyorsa orada sevgi değil, performans değerlendirmesi vardır.

Malzeme bilimi bize çok basit bir şey öğretir: Dengesi bozulan her sistem eninde sonunda çöker. İlişkiler de böyledir. Ben yıllardır aynı şeyi söylüyorum. Erkek olmak başka... Adam olmak bambaşka... Adam olmak; sesini yükseltmek değil, güven vermektir. Haklı çıkmak değil, adil olmaktır. Kadını yönetmek değil, onun yanında omuz olabilmektir. Çünkü kadın, yanında gerçekten adam gibi duran bir erkek olduğunda güçlü görünmeye çalışmaz. Kendisi olur. İşte benim noktasal denge dediğim tam da budur.

Ve son sözüm kadınlara... Bazen özlediğimiz kişi aslında hiç var olmadı. Biz onun olabileceğine inandığımız hâlini sevdik. Zihnimizde büyüttüğümüz adamı... Kurduğumuz hikâyeyi... Yüklediğimiz anlamları... Sonra bir gün gerçekle karşılaşınca "değişti" diyoruz. Belki de değişen o değildi. Biz, ilk kez onu gerçekten gördük. Sevgilerimle...

YLZ der ki; Gerçek adam, kadının yorulduğu yerde devreye giren erkektir.
Geri kalanlar sadece tüketir.