Seneler önceydi, Kuşadası’nın sahilinde ailecek faytonlarla gezip közlenmiş darı eşliğinde akşamın tadını çıkarırdık. Hafif hafif esen bir akşamda, kalabalığın arasında çocukluğumuzun bu kadar çabuk geçeceğini tahmin etmeden gülüp eğlenirdik. Aradan seneler geçti, Kuşadası, Lale Devri’nden sonra ne yazık ki bazı sebeplerden ötürü buhranlı dönemler yaşadı ama şükür ki yara almadan kendini seneler sonra kurtarabilmeyi başardı. Güzel ülkemizin ilk turizm şehri olmayı başaran Kuşadası, artık eski Kuşadası, her gün gelen büyük yolcu gemileri, konaklama ve eğlence için merkezi tercih eden yerli, yabancı turistler sayesinde ada artık eski formuna kavuştu. Her şeyin ötesinde Kuşadası limanı’nın en büyük özelliği, ülkemizin en büyük kruvaziyer gemilerinin geldiği liman olma özelliğini taşıması. “Ah o gemide ben de olsaydım” dediğimiz gemiler, bu muhteşem limana yanaşıyor, hayranlıkla izliyorum.

Merkezde Ufak Bir Durak: Kuşadası Marina

Çeşit çeşit mağazaların bulunduğu ve kaliteli lezzetlerin kendine yer edindiği bir yer Setur Marina Kuşadası. Burada hangi bütçeye uygun mekan ararsanız mevcut. Adanın manzarası gözlerinizin önünde, inceden sallanan teknelerin ve turkuaz denizin eşliğinde ister kahvenizi yudumlayın ister çayınızı, tam keyiflik bir lokasyon. Hemen yanında bulunan halk plajı ise sabahın erken saatlerinde dolmaya başlıyor, hatta geceden gelen ziyaretçiler bile oluyor. Marinada, sayısız mağazanın hemen önünden denize karşı, uzunca bir yürüyüş yapma imkanınız bile var, mutlaka değerlendirin. Ayrıca Kuşadası limanı’ndan pek sevdiğim Samos (Sisam) ve Patmos Adalarına feribot seferleri kalkıyor, muhteşem bir alternatif, itiraf edebilirim ki feribotlar kalkarken içim gidiyor.

Güzelliğine Doyamayacağınız Koylar: Dilek Yarımadası Milli Parkı

Kuşadası deyince denize girilebilecek yerler arasında akla ilk gelen ve muhtemelen hayran olarak ayrılacağınız yerlerden biridir Milli Park. İnsanı farklı diyarlara sürükleyen doğası ile birbirinden özel koylara sahip olan Kuşadası Milli Parkı, turkuaz denizi ile sizi tüm haftanın stresinden atacak kadar mistik bir havaya sahip. Koylara giden yemyeşil ağaçların sardığı yollar bile ne kadar özel bir koya varacağınızın işareti olarak aklınızda kalsın. Yol aldıkça nereye çıkacağınızı daha da merak edeceğiniz bir rotadır Dilek Yarımadası Milli Parkı, uğramayı asla ama asla ihmal etmeyin. Kuşadası’nın nefes alan kalbi burası, gelince bunu anlayacağınıza adım gibi eminim. Ufak bir not eklemeden geçmeyeyim; kalabalık sevmiyorsanız, erken saatlerde gelip erken saatlerde dönün, bu bile sizi kendinize getirmeye fazlasıyla yetecektir. Benim tercihim, Kavaklıburun, tercihe değecek güzellikte...

Yürüyüş Parkuru: Doğanın Kalbinde Bir Güzellik

Güzelçamlı’dan başlayıp Long Beach’e kadar uzanan neredeyse “uçsuz bucaksız” olarak nitelendirebileceğim bir yürüyüş rotası var. Dağların manzarası eşliğinde, masmavi denizin ve inci tanesi kumların yanı başında bir yürüyüş, bünyede birikmiş yorgunluğu atacak kalitede. Bu parkuru, Sevgi Plajından başlayıp Güzelçamlı’ya kadar değerlendirerek güne başlıyorum, yaklaşık 7 kilometre beni kendime getirmeye yetiyor. Kuşadası, eskisi kadar butik bir tatil yöresi olmasa da her daim havası başkadır, ziyaretinizi bekliyor.