Bizim kuşağın arada bir kendini kaybedip ‘Eski fuarlar’ diye sızlanmasına pek kulak asmayın.
Tamam, o güzellikleri doya doya yaşadık ama hepsi geride kaldı. Dün güzeldi, bugün niye olmasın?
Ama bizim kuşağın söylemek istediği bir şeyler de var:
Eski fuarlar dediğimiz güzellikleri, üç beş kuruşu bir araya getiren idealist insanlar yarattı. Zorlukları yenerek mucizelerin mimarı oldular. Ellerindeki en büyük argüman, Kültürpark oldu. Betona teslim olmuş kentin ortasında bir vaha gibi duran Kültürpark.
İçinde on binlerce ağaç, göller, yapılar, çim alanlar, çiçekler.
Vatandaşın kolayca ulaşacağı kadar yakında…
Pekii, böyle bir hamur neden yoğrulmaz, neden bu hamurdan güzel şeyler yapılmaz?
Neden günün koşullarına uygun projeler üretilmez. Neden halkı buraya çekecek cazibe merkezleri oluşturulmaz? Neden, neden, neden?
İşte bizim kuşağın derdi bu, sorusu da bu.
Mogambo ile Göl Gazinosu yenilendi diye Fuar’da değişim yapıldığı iddia edilemez. Değişim, tümüyle olmalı, Kültürpark’a sadece dans edecekler, ya da pahalı yemek yiyecekler gelmemeli, bütün İzmir gelmeli. Bugün Fuar alanında hesaplı çay içeceğiniz tek mekan yok. Belediyenin işlettiği mekanda bile bir bardak çayı 40-50 liraya içiyorsunuz.
Zeki Müren’i, Kübana gecelerini, Lunapark’ı, mini treni, Medrano Sirki’ni, Pak Bahadur’u aramıyoruz.
Ailece, keyifle ve hesaplı bir gün geçireceğimiz Fuar’ı arıyoruz.
Bu da hakkımız olmalı.
Eskiler kolay unutuluyor nedense
Balçova'nın ilk Belediye Başkanı Ercüment Uysal, 1990'lı yılların başlarında kendi elleriyle kurduğu teleferiği görmek istemiş.
Girmiş teleferik alanına. Sanmış ki, tanıyıp karşılayacaklar.
Gişedeki “Hop babalık. Para vermeden girmek yok” demiş.
Vermiş parayı, çıkmış yukarıya.
Onun bu halini gören bir vatandaş, hemen dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur'a bildirmiş. Çakmur, atlamış gelmiş. Uysal'ı yanına alıp teleferiğe gitmiş, orada çalışanlara Ercüment Uysal'ın kim olduğunu anlatmış. Sözünü şöyle bitirmiş:
“Bugün evinize ekmek götürüyorsanız, işte bu değerli insan sayesinde; tamam mı? Sakın unutmayın.”
…
1980'li yıllarda ESHOT otobüsündeyim. Arkamdan ESHOT'un eski bir genel müdürü bindi. Kartını gösterdi. Şoför, son derece kaba bir şekilde aynen şöyle dedi:
“Önlü arkalı gösterecen dayı. Hala öğrenemediniz gitti.”
Zarif bir adamdı. Sesini çıkarmadı, kartını önlü arkalı gösterdi.
O dağları ben yarattım diyen şoförden vize almayı başardı…
...
Örnekleri öyle çok ki...
Eskileri tanımıyoruz. Tanımak istemiyoruz. Bilerek, bilmeyerek işte böyle kalpler kırıyoruz.
Bu dünyaya “hizmet etmek” için gelmiş insanlar vardır. Onlar özeldir.
Onlara saygı görevimizdir.
Bilerek de olsa, bilmeyerek de olsa onların kalplerini kırmış olmak bizim için büyük bir günahtır.
Çok dikkat edelim derim.
Bazı kırılan kalpler onarılmıyor çünkü.
Yerinde bir tespit
Psikoloji alanında Türkiye’nin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Yankı Yazgan, bir konuşmasında sosyal medyayı kendi reklamı için kullanan ve her gün bir fotoğrafını mutlaka yayınlayan kişileri eleştirmiş ve şöyle demiş:
“Bunların ‘kişilikleri oluşmamış’ bir yapısı var. Bunun için sosyal medyaya dayanıyorlar. Toplum, ünlü de olsanız, bu kişileri tasvip etmez. Bunun da bir ölçüsü var ve zaten olmalı. Sosyal medya, bir iletişim aracıdır, reklam ve ego tatmin aracı değil. Ülkemizde ne yazık ki örnekler çok fazla ve rahatsızlık da veriyorlar. Bence bunlar uyarılmalı ve akılları başlarına getirilmelidir. Çünkü bu yolla yaptıkları her hata kendi zararlarına oluyor.”