Bir nöroloji hekimi olarak kendime son zamanlarda daha sık sorduğum bir soru var: Gelecekte bana ihtiyaç kalacak mı?
Yıllarca eğitim aldım. Hastalıkları tanımayı, belirtiler arasında bağlantı kurmayı, birbirine benzeyen tabloları ayırmayı öğrendim. Bazen hastanın yürüyüşü, bazen konuşurken duraksaması, bazen de yakınının anlattığı küçük bir değişiklik yol gösterdi. Bütün bunlara “deneyim” diyoruz.
Peki bir gün yapay zekâ bu bilgileri benden daha hızlı birleştirirse? Benim göremediğim bir ilişkiyi fark eder, aklıma gelmeyen bir olasılığı ortaya koyarsa; ben ne yapacağım?
***
Bu soruyu teknolojiye karşı olduğum için sormuyorum. Hastama daha doğru tanı koymamı sağlayacak bir araçtan neden rahatsız olayım? Ama aynı zamanda bir mesleğim, emeğim ve geçindirmem gereken bir ailem var. Geleceği merak ederken kendi yerimi de düşünüyorum. Mucit ve gelecek düşünürü Ray Kurzweil, 2005’te yayımlanan The Singularity Is Near kitabında teknolojinin giderek hızlanan gelişiminin insan hayatını kökten değiştireceğini anlatıyordu. Ve 2020’li yıllarda bu gerçekleşti. Şimdi ise 2024’te yayımladığı The Singularity Is Nearer kitabında bu düşüncesini yeniden ele aldı. Yapay zekânın insan zekâsını aşacağı, insanın teknolojiyle birleşerek biyolojik sınırlarının ötesine geçeceği bir gelecek öngörüyor. Bu büyük dönüşüm için işaret ettiği tarih 2045. Elbette bu, kesinleşmiş bir takvim değil; onun gelecek öngörüsü. Fakat çalışma hayatımızın değişmesi için o tarihi beklememiz gerekmiyor.
Radyolojide yapay zekâ, belirli bulguların saptanmasında, ölçümlerde ve görüntülerin önceliklendirilmesinde kullanılıyor. Buradan “Artık radyoloğa gerek yok” sonucu çıkmaz. Bir görüntüde belirli bir bulguyu yakalamakla, hastayı bütün klinik bilgileriyle değerlendirmek aynı şey değil. Yine de mesleğin bazı görevlerinin değiştiği açık.
***
Bir nörolog olarak bunun benim alanıma ne ölçüde uzanacağını düşünüyorum. Hastanın yakınmalarını dinleyen, muayene bulgularını değerlendiren, tetkikleri karşılaştıran bir sistem düşünün. Ben onun önerilerini kontrol eden kişiye mi dönüşeceğim? Üstelik kontrol etmek de öyle kolay bir iş değil. Bir kararı verebilecek bilgi ve deneyimi geliştirmeden, o kararın yanlış olduğunu nasıl anlayacağız? Genç hekimler bazı işleri yaparak öğrenemezse, ileride yapay zekânın hatasını hangi birikimle fark edecek?
Hekimliğin insani tarafını hatırlatıp rahatlayabiliriz. Hastanın elini tutmak, kaygısını anlamak, zor bir haberi paylaşmak… Bunlar kıymetli. Ama “Bize her zaman ihtiyaç olacak” demeden önce, mesleğimizin hangi koşullarda sürdürüleceğini de konuşmalıyız.
Çünkü kaygı yalnızca bir gün tamamen işsiz kalmak değil. İşimizin daha az hekimle yapılması, emeğimizin değer kaybetmesi, karar alanımızın daralması da mümkün. Öğretmenin, eczacının, avukatın, çevirmenin, fabrika işçisinin korkusunda da benzer bir soru var: Öğrendiğim şeylerle yarın geçinebilir miyim?
***
“İşler yok olmayacak, dönüşecek” deniyor. Peki dönüşürken insanların hayatı ne olacak? Yeni beceriler edinmek için gereken zamanı ve parayı kim sağlayacak? Çocuk büyüten, borç ödeyen, bütün gün çalışan bir insana “Kendini yenile” demek kolay. Bunun imkânını oluşturmak daha zor. Teknoloji şirketleri geleceği anlatırken verimlilikten söz ediyor. Ben hekim olarak o verimliliğin muayene odasına nasıl yansıyacağını merak ediyorum.
Yapay zekâ evrak işlerimi azaltırsa hastamı daha uzun dinleyebilecek miyim? Yoksa boşalan dakikalara yeni randevular mı eklenecek? Daha az yorulup daha dikkatli çalışabilecek miyim? Yoksa aynı sürede daha fazla hasta görmem beklenecek mi? Sistem bir öneri sunduğunda ona itiraz edebilecek miyim? Hata olduğunda sorumluluk bende kalacaksa, karar üzerindeki yetkim de korunacak mı?
Bunların cevabını yalnızca yazılım mühendisleri veremez. Sağlık yöneticilerinin, meslek örgütlerinin, hekimlerin ve hastaların da söz söylemesi gerekir. Hekimin zamanını nasıl kullanacağına ilişkin karar, hastanın nasıl bir bakım alacağını da belirler.
***
Ben yapay zekânın gelişmesini durdurmak istemiyorum. Bilgimizin genişlemesini, hatalarımızın azalmasını, daha çok insanın iyi sağlık hizmetine ulaşmasını istiyorum. Fakat teknolojik ilerlemenin çalışanlara ve hastalara kendiliğinden adil biçimde yansıyacağını varsayamıyorum. Yapay zekâ benim işimi kolaylaştıracak mı, yoksa emeğimi daha ucuza satın almanın bir yoluna mı dönüşecek?
Gelecekte bana ihtiyaç olup olmayacağını sorarken aslında bunu da soruyorum.
Belki bir gün makineler bugün yaptığım işlerin önemli bir bölümünü yapacak. Ama kazandırdıkları zamanın hastamla arama mı, hastanenin bilançosuna mı yazılacağına insanlar karar verecek.
O karar verilirken ben de masada olmak istiyorum.