Avrupa’dan Asya’ya, Amerika’dan Okyanusya’ya kadar otuzu aşkın ülke vatandaşlarına aynı mesajı veriyor: “Evde en az üç günlük erzak bulundurun.” Fransa, Almanya, İngiltere, İsveç, Japonya, Kanada… Liste uzuyor. Bazıları 72 saat diyor, bazıları bir hafta, Almanya 10 güne kadar çıkıyor. Avrupa Komisyonu da bunu resmi strateji haline getirdi.
İlk bakışta bu uyarılar “savaş geliyor” korkusu yaratıyor. Ama asıl mesele daha derin. Bu çağrılar, modern insanın ne kadar savunmasız hale geldiğinin itirafıdır. Ve bu savunmasızlık, bir tür modern köleliğin sonucudur.
Eski kölelik zincirlerle, kırbaçlarla kurulurdu. Modern kölelik ise çok daha sofistike. İnsanı sisteme bağlayarak, kendi kendine yetemez hale getirerek çalışır. Market rafları dolu olduğu sürece, elektrik kesilmediği sürece, internet çalıştığı sürece her şey yolunda görünür. Ama bir gün bu akış durduğunda, modern insan çaresiz kalır. Su bulamaz, yemek pişiremez, ısınamaz, iletişim kuramaz. Üç gün bile idare edemez hale gelmiştir.
İşte hükümetlerin “stok yapın” demesinin gerçek anlamı budur: “Sizi bu kadar bağımlı hale getirdik, artık kendi başınıza birkaç gün bile yaşayamaz durumdasınız. En azından bu gerçeği kabul edin ve hazırlanın.”
Modern hayat, insanı üretmekten, depolamaktan, kendi ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaklaştırdı. Her şey “just in time” sistemine bağlandı. Gıda tarladan markete, oradan soframıza kesintisiz akıyor. Su borulardan geliyor. Isı butona basınca açılıyor. Para dijital. Bu sistem çalıştığı sürece konforlu, ama bir an bozulduğunda insan, sistemin kölesi olduğunu acı şekilde fark ediyor.
Gerçek özgürlük, kendi kendine yetebilmektir. Birkaç günlük gıda, su ve temel malzemeyi evinde bulunduramayan insan, aslında ne kadar özgürdür? Kriz anında markete, devlete, lojistik firmalarına, elektrik şebekesine muhtaç olan insan, modern köleliğin en yumuşak ama en etkili biçimini yaşamaktadır.
Avrupa ve diğer ülkeler bunu artık açıkça söylüyor. “Hazırlanın” derken aslında şunu itiraf ediyorlar: Sizi bu kadar bağımlı kıldık ki, sistemin en ufak aksamasında ayakta kalamıyorsunuz.
Türkiye’de de durum farklı değil. Deprem gerçeğiyle yaşayan bir toplumda bile birçok evde acil durum çantası yoktur. Çünkü modern hayat bize “her şey her zaman olacak” illüzyonunu empoze etmiştir. Bu illüzyon, en tehlikeli kölelik biçimidir.
Üç-beş günlük stok yapmak paranoya değildir. Tersine, sistemin kölesi olmayı reddetmenin küçük ama önemli bir adımıdır. Çünkü gerçek özgürlük, kapı çalındığında “ben hazırım” diyebilmektir.
Modern kölelik zincir takmaz. Sadece sizi, zincirsiz yaşayamayacak hale getirir.
Kaldı ki; İran yakın zamanda yaptığı açıklama ile Hürmüz boğazı altında. Yer alan dünyanın atar damarı internet kablolarını kesebileceğini açıkladı. Bu açıklama gerçekleşirse modern insanın taş devri dönemi başlıyor demektir. Hep söylerim; doğadan ne kadar uzaklaşırsak o kadar çaresiz durumdayız. Son dönemde Avrupa ülkelerinde yaşanılan isyanlar, yapılan uyarılar, yaşanılan karmaşa insanoğlunun yeni bir arayış içinde olduğunun göstergesidir. Bana göre ise çözüm özümüzden fazla uzaklaşmadan yaşadığımız dijital köleliğin zincirlerini kırmakla başlıyor. Evet evet itiraf ediyorum ben de bir dijital köleyim ama bu hep böyle kalacağım anlamına gelmez.
Ylz der ki ; gerçek özgürlük kişinin kendine başkaldırısında saklıdır.. demem o ki ; isyanım kendime. Peki ya senin ?