Siyaset nedir diye sorulduğunda; toplumu meydana getiren insanların hayatını düzenleyen, herkesi eşit olarak gören genel kuralları yapmak, korumak, uyulmasını sağlamak, insanların bir araya gelerek oluşturdukları devletin varlığını sürdürme çalışmaları, şehirlerin ve insanların yönetimidir diyebiliriz. Devlet dediğimizde aklımıza ilk gelen; sınırları belli bir toprak parçası üzerinde, içerisinde millet veya milletlerin beraberce oluşturduğu, bağımsız siyasal bir birliktelik olacaktır. Oluşturulan devletlerin yönetilmesinde, yerel bölgelerden başlayarak, ülke insanının hayatını huzur içinde en iyi şekilde yaşaması, ülke bağımsızlığının, bütünlüğünün korunması için, yürütme, yasama ve yargı hizmetinde bulunanlara siyasetçi denmekte. Siyasetçi olarak adlandırılan bu insanlar, akıllı, ahlaklı, içinde yaşadığı toplumun değerlerine yabancı olmayan, geçmişiyle kavga etmeyen, ilim ve bilim sahibi, irfanı ve vicdani hür, “halka hizmet Hak’ka hizmettir” düsturunu şiar edinenler olmalılar. Yaratılanların en şereflisi (eşref-i mahlukat) olan insan, nefs nedeniyle hırslıdır, muhteristir, doymak bilmez, paylaşmaz, makam mertebe ister, ilgi bekler, gururu okşansın ister, kendini beğenir, eleştirilsin istemez, bilgi edinmek için çaba sarf etmez, bilgisiz çokça fikir üretir, yanlışlarının söylenmesine tahammül edemez, sıradanlık kabul etmez, hoşgörü yoksunudur. Ne yazıktır ki, bu haslete sahip olan zatı muhteremler, ülkemizin siyaset alanında ayyuka çıkmıştır. Siyasetçilerimizin bizim *sütümüzün kaymağı* olması gerçeği çerçevesinde, insanımızın, ahlakının, bilgisinin, ilimin (inancını doğru anlayıp yaşaması), hoşgörüsünün, çevresine ve kendisine olan saygısının hiç de azımsanmayacak! ölçüde var olduğunu görürüz. Sürücülerimiz trafikte son derece saygılıdır! Drift yapmaz, makas atmaz, kadın sürücüleri taciz etmez, kırmızı ışıkta durur, yayaya yol verir, kaldırıma ve engelliler yerine araba park etmez vs, vs. Tarihimiz konusunda son derece donanımlı, bilgi sahibi genç bir nesle sahibiz, üniversite talebesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başkenti sorusuna tereddüt etmeden, yardım almadan *Ankara* der! Son Osmanlı padişahı kimdi, İslam Dini’nin şartları nedir diye sorulan genç tereddüt etmeden;
  1. Mehmed, Sultan Vahîdeddin ve beştir (5) der!
İslam Dini’nin yaşandığı ülkemizde, kaldırımda yürüyen kadın, sunucunun uzattığı mikrofona Kuran-ı Kerim'in 112. suresi olan *İhlas Suresini* bir solukta hatasız okuyabilir !, hatta bazılarımız bu yıl da hac ibadetinin Kurban'a denk geldiğini bilir. Taksim Yayalaştırma Projesi çerçevesinde yeri değiştirilmek istenen 10-12 adet ağaç için başlatılan, 10 vatandaşın hayatını kaybetmesine, doğrudan 1,4 milyar dolar, dolaylı olarak yüz (100) milyarı geçen maddi zarara sebep olan gezi olaylarındaki tabiat aşığı, ağaç sevdalısı!  vatandaşlar, 2022 senesinde İBB tarafından Çırağan’da kesilen 112 adet tarihi çınar ağacını ve Zeytinburnu Merkez Efendi'de bulunan deprem parkındaki ağaçların kesilmesini göremediler. Osman Kavala`ya, “Gezi olaylarının müsebbibi olarak, Anayasal düzeni cebir ve şiddet yoluyla ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” verildi. Karar sonrası, ülke insanının bağımsızlığı ve huzuru için siyaset yaptıklarını zannedenler tarafından yapılan açıklamalar, her ne pahasına olursa olsun iktidar olma hırsı ve ihtiras tutkusunun, vatan ve milletin bölünmez bütünlüğünün önüne geçtiğini bir kere daha gösterdi. Siyasetçi zatı muhteremlerin, nefislerinin etkisi altında, ihtiras ile ne dediklerini hatırlayalım; CHP’li Özgür Özel, "Kavala özgürdür. Tarih önünde Recep Tayyip Erdoğan mahkûm olacaktır, hesap verecektir. Ant olsun, ant olsun, ant olsun.” CHP’li Sezgin Tanrıkulu da iktidara geldiklerinde bu kararı veren hakimlerin hesap vereceklerini. Dönemindeki Gezi olayları için verilen cezaya, 11`inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül "Bu dava yargılama süreci açısından da ileride utanılacak bir yargılama süreci olarak anılacaktır.” Görüldüğü gibi, örneklerini çoğaltabileceğimiz, şahsi ikbal peşindeki, siyaset yaptığını zanneden zatı muhteremlerce, ihtirasın etkisiyle, pervasızca yapılan açıklamalar ülke insanımızın birliğini bozmakla kalmıyor, huzurlu ve mutlu günler geçirmesinin önünde engeller oluşturuyor. Nefsine esir olanlara, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK`ün, Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin! sözünün yol göstereceğini umarım. Bizlerin bu tür ihtiraslardan arınarak, inancımız doğrultusunda nefsimizi ve bedenimizi terbiye etmeye, hayatımızı disiplin altına almaya, kendimizi tanımaya yardımcı olan, mübarek Ramazan ayının son günlerine gelmiş bulunuyoruz, Ramazan ayının feyzinden yararlanan, karanlık kütük olan nefsimizi yakıp, aydınlık güne çıkanlardan olmak dileği ile, tüm şehit ve gazilerimizi minnetle rahmetle anıyorum. Ramazan Bayramımız Mübarek Olsun.