Hayalinizdeki evrenin gerçek olduğunu düşünün.
Hogwarts'tan bir mektup geliyor, Orta Dünya'da bir yolculuk başlıyor, Olimpos'tan bir tanrı sizi çağırıyor... Bu düşünce çocukluğumuzda çok daha gerçekti. O kitabı veya filmi hiç bitirmek istemezdik. Çünkü o dünyadan çıkmak zorunda kalırdık.
Fantastik tür aslında insanlık tarihi kadar eski. Mitoloji, masallar, sözlü gelenekler…Hepsi başka bir dünyanın kapısını araladı. Yunan mitolojisinde tanrılar ve canavarlar, Kuzey mitolojisinde ejderhalar ve devler, Japon folklorunda ruhlar ve şeytanlar… İnsan her zaman görünenin ötesini hayal etti. Ve o hayal önce edebiyata sonra sinemaya taşındı.
İlk fantastik filmlerin kurucusu Georges Méliès'tir. 1902'de çektiği Aya Yolculuk, büyü ve hayal gücünü ilk kez perdeye taşıdı. Sinema henüz çocuktu ama zaten başka dünyalara açılıyordu. Daha fazlasını istemek sadece hayal gücünde saklıydı. Sonra Oz Büyücüsü geldi, Disney'in büyülü animasyon dünyası geldi. Fantastik tür yavaş yavaş sinemada kendi yerini kurdu.
Ama asıl büyük patlama 2000'li yıllarda geldi. Harry Potter serisi çocukların ve büyüklerin hayal dünyasını fethetti. Yüzüklerin Efendisi ise fantastik türe bambaşka bir derinlik kattı. Tolkien'in yarattığı o dünya kendi dili, tarihi, coğrafyası, halkları olan başlı başına bir evrendi. Percy Jackson, Narnia, ve daha nicesi... Hepsi kendi içinde tutarlı bir düzen kurdu, kendi kurallarını koydu, kendi varlıklarını yarattı.
Bu evrenler büyüdükçe sinema da büyüdü. Dijital efektler o hayal edilen dünyaları çok daha somut kılmaya başladı. Bir ejderhanın uçuşu, bir sihirbazın büyüsü artık çok daha gerçek hissettirdi. Marvel ve DC evrenleri bu geleneği çok daha büyük bir tuvale taşıdı. Streaming platformlarıyla o evrenler dizilere, yeni hikayelere, yeni karakterlere dönüştü.
Peki bizi bu kadar fantastik evrenlerin içine çeken ne? Buna tek bir cevap vermek mümkün değil. Ama o evrenler kendi içinde bir düzene sahip. Kendi kuralları, kendi varlıkları, kendi tarihleri var. Ve biz o düzenin içine girince gerçek dünyanın kaosundan bir süreliğine uzaklaşabiliyoruz. Hogwarts'ta büyü yapmayı öğreniyoruz, Orta Dünya'da bir yüzük yolculuğuna başlıyoruz. Tüm dünyada ses getiren bu yapımları her izlediğimde büyülerine kapılmaya devam ediyorum.
Her şeyin kendi içinde bir mantığı var. Bizim dünyamızdan farklı ama kendi içinde tutarlı. Belki de bu yüzden o dünyalardan çıkmak bu kadar zor.
Hayalinizdeki evrenin gerçek olduğunu düşünün. O evrenin içinde yaşayabilir miydiniz?