Doğa size bir şey söylüyor olsa ne duyardınız?

Japon Şinto inancına göre bu hiç de önemsiz bir soru değil. Şinto'da her şeyde bir ruh vardır. Buna kami denir. Ağaçlar, nehirler, dağlar, rüzgar... Hepsi yaşayan, hisseden, var olan varlıklar. İnsan doğanın efendisi değil, onun bir parçası. Bu inanç binlerce yıldır Japon kültürünün içine işlemiş ve bir gün Hayao Miyazaki'nin kalemi aracılığıyla perdeye taşındı.

Miyazaki filmlerini izlerken o ormanların, nehirlerin, rüzgarın neden bu kadar canlı hissettirdiğini merak ettiniz mi? Çünkü Miyazaki onları canlı çiziyor. Şinto'nun kami anlayışı filmlerinin her karesine sinmiş.

Prenses Mononoke bunu en doğrudan anlatan filmlerinden. Bir tarafta ormanı koruyan hayvan tanrıları ve onlarla büyüyen Mononoke; diğer tarafta demir işleyen, ormana ilerlemeye çalışan insanlar. Film kötüyü ve iyiyi net çizmiyor. Her iki tarafın da anlaşılır bir derdi var. Ama asıl soru şu: İnsan doğayla birlikte var olabilir mi, yoksa birini seçmek zorunda mı? Şinto'nun cevabı açık; doğaya saygı göstermeden insan var olamaz.

Ruhların Kaçışı’da ise o ruhlar dünyası çok daha somut hale geliyor. Chihiro'nun girdiği o dünya aslında bir Şinto panteonunun görsel yorumu. Her ruhun kendine ait bir kimliği, bir hikayesi var. Ve Chihiro o dünyada ayakta kalabilmek için çalışmak, saygı göstermek, öğrenmek zorunda. Bu sadece bir macera filmi değil; insanın doğayla ve kendi özüyle kurduğu bağın hikayesi.

Komşum Totoro'da ise o bağ çok daha saf ve masum. Totoro bir orman ruhudur. Büyük, sessiz, iyi huylu… Çocuklar onu görebiliyor çünkü henüz o masumiyeti kaybetmemişler. Yetişkinler görmüyor. Miyazaki burada çok güzel bir şey söylüyor: Doğayla bağ kurmak için bir çocuğun bakışı lazım.

Miyazaki filmlerini özel kılan şey tam bu. Görsel şölen sunuyor ama altında çok derin bir soru var: İnsan olarak doğanın neresindeyiz? Şinto bize "içindeyiz" diyor. Miyazaki ise bunu o büyülü, renkli, canlı dünyasında gösteriyor. Ve biz izlerken belki ilk kez o soruyu kendimize soruyoruz.

Doğa bize bir şey söylüyor olsaydı ne duyardık?