Üzümün; anti-oksidan, anti-aging, kan yapımına yardımcı ve kanserden koruyucu etkileri bilinmektedir. Siyah üzümün kabuğunda bulunan ‘Resverotrol’ maddesi anti-kanserojen ve anti-oksidan özellikleri taşımakta ve beyin hücrelerini korumaktadır. Çekirdeğindeki bir diğer madde olan ‘Quersetin’ ise, kan yapımına yardımcı olmaktadır. Bu yolla damarların sağlığını da olumlu yönde etkilemektedir. Üzümün güçlü anti-oksidan özelliği, E vitamininden 50; C vitamininden ise 30 kat fazladır. Üzüm şırasında: su (% 70-80);karbonhidratlar (% 15-25);organik asitler (% 0.3-1.5); tanenler (% 0.01-10); azotlu bileşikler (% 0.03-17), mineral bileşikler (% 0.3-0.5) oranında bulunmaktadır.

Bağ, asma yetiştirilen yerdir. Üzümse asmanın taze ya da kuru olarak yenilen salkım durumunda bulunan meyvesidir. Bütün dinlerde adı geçer. Ezoterizmde çok özel bir yere sahiptir.

Tarihçesi M.Ö. 5000-3500 yıllarına dayanır. Anavatanı, Anadolu’yu da içine alan Küçük Asya, Kafkasya’yı da kapsayan bölgedir. Diğer meyvelerle kıyaslandığında en fazla çeşide sahip olan türlerden biri olan üzümün 15000’in üzerinde çeşidi olduğu varsayılmaktadır. Ana vatanı olan ülkemizde yaklaşık 1256 çeşidi yetiştirilmektedir. Bu çeşitler Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü Milli Koleksiyon Bağı’nda canlı olarak muhafaza edilmektedir. Bunların 50-60 kadarının da ekonomik üretimi yapılmaktadır.

Asma bitkisi, çok serin iklimleri (Doğu Anadolu’nun 1500 metreden yüksek yerleri) bol yağış alan (Karadeniz Bölgesi’nin çok yağış alan yerleri) ayrıca çok killi, ağır ve su tutan yerleri sevmez. Ülkemizde bu yerler dışında hemen her bölgede bağcılık yapılmaktadır.

Ülkemiz bağcılık açısından 9 bölgeye ayrılmıştır. Bağcılığın yapıldığı bölgeler sırasıyla Ege, Akdeniz, Orta Güney, Güney Doğu, Orta Kuzey Anadolu, Marmara, Karadeniz ve Kuzey Doğu Anadolu’dur.

Dünyanın yıllık yaklaşık üretimi 67.221.000 ton olup İtalya 8.519.418 ton ile birinci, ülkemiz ise 479.024 hektar bağ alanından elde ettiği 4.264.720 ton ürün ile 6. sırada yer almaktadır.

Aşılı-köklü asma fidanı üretimi en çok Masa başı Omega aşısı kullanarak yapılmaktadır. Ocak-Şubat aylarında anaçlık kesilen sürgünler, 35-40 cm uzunluğunda çelikler haline getirilir. Kesilen bu aşılık anaç çelikler 1 yıllık ve 8-12 cm çapında olmalıdır. Budama mevsiminde aynı şekilde kültür çeşidinden de çelikler alınır. Her iki çelikte soğuk hava deposunda +1 / +4 derecede aşı zamanına kadar bekletilir. Soğuk hava deposu olmayan işletmelerde dere kumu içinde hendeklerde bekletilir. Aşı zamanı geldiğinde bu çelikler yıkanır ve gece suda bekletilir, aşılanır. Kaynaştırma odası koşullarında 26-28 derece ve % 85-90 nemde 21 gün tutulur. Buradan çıkarılan aşılı çelikler köklendirilmek üzere fidanlık parsellerine ilkbaharda dikilir. Bir vegetasyon periyodu boyunca kültür işlemleri (sulama, gübreleme, ilaçlama vb.) yapılır. Sonbaharda aşılı-köklü asma fidanı sökülür, demetlenerek ve etiketlenerek satışa sunulur.

Bağ kurulacak yer, traktörün arkasına bağlanan satsole denilen alet ile tarla veya arazi 60-70 cm derinlikte enine ve boyuna istenen aralıklar ile sürülüp yani toprak patlatılarak, fidanın 1/3 ü toprak yüzeyinde, 2/3 ise toprak altında kalacak şekilde dikilir. Alaşehir’de uygulanan bu sistem ile bir günde yaklaşık 30 dönümlük bir bağ dikilerek inanılmaz bir şekilde zaman, emek ve para tasarrufu yapılmaktadır. Asma Filokseranın olmadığı yerlerde daldırma usulü ile de çoğaltılabilmektedir. Bunun için kesilen uzun sürgünlerin ucu, toprak içine 8-10 cm daldırılır, köklenmeye bırakılır.

Bağlarda budama çok dikkat ister. İlk yıllar şekil, sonraki yıllar ürün budaması yapılır. Budama, yapıldığı zamana göre kış ve yaz budaması olmak üzere ikiye ayrılır.

Kış budaması; budama ile bırakılan kısmın uzunluğuna göre dört şekildedir. Kısa budama 2-4 göz, yarı uzun budama 5-8 göz, uzun budama 8 gözden fazla; karışık budama ise kısa ve uzun budama ile birlikte yapılır. Kış budaması asmanın dinlenme dönemin bırakılır.

Yaz budaması, yeşil budamadır. Yazlık budama uygulamaları: filiz alma; salkımsız sürgünlerin (filiz) ve yaşlı kısımlardan çıkan sürgünlerin (obur) alınmasıdır. Yaprak alma; salkımları örten yapraklarla dipteki yaşlı yaprağın koparılmasıdır. Uç alma; sürgünlerin uzunluğuna büyümesini sınırlandırmak, salkım genişlemesi ve tane tutumunu artırmak için yapılan işlemdir. Tepe alma; kuvvetli büyüyen yazlık sürgünlerin uç kısımlarının 30-60 cm kesilmesidir. Salkım ve tane seyreltme; fazla oluşan salkımların veya tanelerin, tane tutumundan sonra alınarak seyrekleştirilmesidir.

Hasat, üzümlerin olgunlaşma durumu dikkate alınarak bir veya birkaç defa yapılır. Bu amaçla, olgunlaşan salkımlar, budama maksadıyla kesilerek sepetlere veya derin olmayan kasalara, kutulara doldurularak satışa sunulur.

Üzümün değerlendirme şekilleri ise sofralık, kurutmalık, şaraplık ve rakılıktır.

Sofralık; taze olarak tüketilmektedir. Ülkemizde yetiştirilen yerli- beyaz sofralık üzüm çeşitleri Ata Sarısı, Barış, Çavuş, Hafız, İtalya, Müşküle, Razaki, Yalova İncisi, Ergin Çekirdeksiz, Samancı Çekirdeksizi, Tarsus Beyazı vb. Ayrıca ülkemizde yetiştirilen yerli-renkli sofralık üzüm çeşitleri Kozak, Trakya İlkeren, Uslu, Yalova Misketi, Tekirdağ Çekirdeksizi, Karagevrek, Adana ve Horozkarası, Burdur, Dimitri ve benzerleridir.

Kurutmalık; doğal ve bandırmalı olarak kurutulur. Çekirdekli kurutmalık üzüm çeşitleri; Besni, Dımıskı, Kara dimrit, Rumi, Sergi karası, Ekşi kara, İskenderiye misketi vb. Çekirdeksiz kurutmalık üzüm çeşitleri; Sultani ve Yuvarlak çekirdeksiz vb.

Şarap ve rakılık; hasat edilen üzümler işlenmek üzere fabrikalara getirilir ve işlenerek pazara mamul ürün olarak sunulur. Ülkemizde yetiştirilen yerli- beyaz şaraplık ve rakılık üzüm çeşitleri: Emir, Narince, Beylerce, Akdimrit Bornova Misketi, Hasan Dede, Dökülgen, Kabarcık, Sungurlu, Vasılaki vb.Yerli-renkli şaraplık üzüm çeşitleri ise Boğazkere, Öküzgözü, Ada karası, Çal Karası, Kalecik Karası, Karalahana, Karakız, Papaz karası vb.

Diğer taze ve salamura yaprak, pekmez, sirke, şıra (üzüm suyu),reçel, bulama, pestil, sucuk, köfter ve muska vb. ayrıca son yıllarda üzüm çekirdeği sanay, ilaç ve kozmatik alanlarında kullanılmaya başlanmıştır.

Şimdi gelelim sonuca: Bağcılık bir aile tarımıdır ve yılda yaklaşık 100 gün çalışmayı gerektirir ve yılın çok büyük bir bölümü boş geçer. Oysa üzüm yetiştiricisi aileler işledikleri bağın dönümü kadar büyük baş hayvana sahip olsalar hayvanlarını neredeyse bedava besler, tarlalarını ise bedavaya gübrelerler. (Hayvan finansmanını süt fabrikaları değişik metotlar ile sağlayabilir) İkisi bir arada yapıldığı zaman hem ürün kalitesi artar hem de maliyet azalır, dünya pazarında rekabet şansımız artar. Ayrıca bu sektöre binlerce yeni aile katılır. Sofralık üzümlerimizin dünya pazarına 12 ay sürekli ve düzenli sunulmasının sağlanması için soğuk hava depoları ile işleme tesisleri arttırılmalıdır. (Bunların finansmanı proje bazında kalkınma ajanlarından temin edilebilir.) Şıra üretimi çoğaltılmalı, Ülke ve dünya pazarına zararlı gazlı içeceklerin yerine besleyici bir ürün olarak sunulmalıdır. Geriye kalan çok değerli çekirdeklerinden sağlık ve kozmetik sanayiinde daha fazla faydalanılmalı, cibresinden evlerde doğal sirke elde edilmeli, kalanı ya hayvan yemi ya da toprağa humus olmalıdır. Asmanın yaprakları yeşilken toplanmalı, salamura yapılarak dünya pazarına özellikle İslam Ülkeleri ile açlık çeken ülkelere gönderilmelidir. Kurutma işlemleri bütün yıl yapılır hale getirilmeli, bunun için yer altı sıcak su kaynaklarımız faaliyete geçirilmelidir. Budamadan arta kalan dalların küçükleri humus olarak toprağa karıştırılmalı, büyükleri ise toz haline getirilip değersiz toz linyit ile karıştırılıp top kömür olarak değerlendirilmelidir.

Amaç; toprak ve sanayiyi beraber geliştirerek hem açlıktan kurtulmak hem de kalkınmaktır.

Her şey; ülkemizin ve dünyamızın gelecekte sağlıklı, güvenli ve daha ucuza beslenebilmesi; sağlıklı nesiller yetiştirebilmesi için olsun!

Melanet neşveniz bol ve daim olsun.

Işık ve sevgiyle kalın!