Hani ağzımıza bir tane atıp sonra da çiğneyip çatlatıp şişirip balon yapıp patlatmaktan hepimizin çok keyif aldığı, bize neşe ve keyif veren sakız var ya! Bu anlatacağım, onun ana ham maddesi olan damla sakızı…

Ana vatanı olan Türkiye’de bahçe çiti, soba odunu ve mangal kömürü yapılıp kullanılan ama bir zamanlar bize ait olan adaya ismini veren Çeşme Yarımadası’na bakan küçük bir bölgede bizden giden çeltikler ile yetiştirilen ve Chios Island-Sakız Adası’na yılda, dile kolay 6.000.000.000 ABD Doları para kazandıran efsane ağaç damla sakızı.

Bahsettiğim ağaçtan, Sakız Adası’nda yılda ortalama 300 ton ürün elde ediliyor 1.sınıfının kilosu ortalama 420 Euro’ya satılıyor.

IMF’nin bir zamanlar ülkemize 1,5 milyar dolar kredi vermeye karar verdiğinde bir sürü yasamızın değiştirilmesi için ön koşullar öne sürdüğünü hafızamızdan çıkarmayalım.

Bireysel Emeklilik Sistemi’nde 1,5 milyon insanımızın yaklaşık 13 yıl gibi bir sürede ancak 9,5 milyar dolar biriktirebildiğimiz göz önüne alındığında; anlatacağımız konuya ülke genelinde hepimizin sıkı sıkıya sarılmamız gerektiği kanısındayım. Ayrıca Hükümetimizin de zeytin ağacı kanunu gibi, sakız ağacı kanunu çıkartmasının yerinde olacağını düşünmekteyim.

Efsane sakız ağacının ana vatanının Karaburun ve Çeşme Yarımadası olduğunu buradan Antalya’ya kadar olan tüm sahil şeridinde yetiştiğini biz değil tarihi kaynaklar söylüyor. Bu yörede yüzlerce yıldan beri insanlar sakız, üzüm ve zeytin üretirler. Bu ürünlerden elde ettikleri gelirler ile beyler ve paşalar gibi bolluk ve bereket içinde yaşamışlar. Karaburun ve Çeşme Yarımadası ile Sakız Adası’nda yetişen sakız ağaçlarından elde edilen ürünle Dünya’nın ihtiyacı olan damla sakızı buradan karşılanmış. Osmanlı yarımadadan ve adadan sakız vergisi adı altında oldukça yüklü vergi geliri elde edermiş. Sarayın ihtiyacı olan özellikle hanedanın ağız ve diş bakımı için Karaburun Yarımadası’ndan toplanan damla sakızlarını kendisine ayırtırmış.

1.Dünya Savaşı’ndan sonra mübadele ile Yarımada’dan giden Rumların yerine yerleştirilen insanlarımız hayvancılık ve tarla ziraatı yapmışlar. Kültürlerinde sakız ağacı bilgisi olmadığı için Yunanlıların da teşviki ve alım garantisi ile sakız ağaçlarını kesip elde ettikleri odunlardan da kömür yapmaya ve kendilerine göre de iyi paraya bu sakız kömürlerini Yunanlılara ihraç etmeye başlamışlar. Yıllar içinde bu ağaçları katledip kendi çit, odun ve kömür ihtiyaçlarını da karşılamışlar, ihtiyaç fazlasını da keçilerinin kemirmesine müsaade etmişler.

Gezilerimde görebildiğim kadarıyla bugün sadece orman ve hazine arazilerinde sakız ağaçları mevcut; ancak bu ağaçlar bakılmadığı, budanmadığı ve çizilmediği için hiç ürün elde edilmiyor. Yarımadanın çoğu, orman ve hazine arazisi. Mübadeleyle terk edilen Rum köylerindeki Rum evlerinin bahçelerinde on binlerce sakız ağacı da Milli Emlak bünyesinde hazır vaziyette bakımı yapılarak verimli hale getirilmeyi bekliyor.

Kısaca her yıkılmış Rum evinin bahçesinde bakılmadığı için çalı formatına dönmüş; ürün vermeye hazır erkek sakız ağacı var. Hazine ve orman arazilerinde, Rumların damla sakızı elde ettiği binlerce sakız ağacı var. Şimdi bunlar da tehlike altına girdi; çünkü orman arazisinde kalanlar özel ağaçlandırma yasası kapsamında bu yetişmiş çalı durumundaki sakız ağaçlarını söküp yerine badem, ceviz ve fıstık çamı dikiyor. Sökülen sakız ağaçları odun kömürü yapılıp satılıyor. Yörenin Sakız Dedesi lakaplı Mustafa Özer, durumu önüne gelen herkese anlatıyor ama demek ki birileri de anlamak istemiyor. Yöredeki hazine arazilerinde de durum buna benziyor. Zeytin tarımına uygun yerler, hazineden kiralanarak içindeki sakız ağaçları sökülüp yerine zeytin ağaçları dikiliyor. Yetkililer, dur, demiyor; ama doğa kendi dengesi için, artık dur diyor. Kökü 20-25 metreye kadar indiği için kendi suyunu bulan ve su alanları yaratan sakız ağaçlarını sökenleri tabiat affetmedi; acı ama gerçek bölgede erozyon maalesef başladı.

Şimdi sonuca gelelim. Öncelikle Karaburun ve Çeşme Yarımadası’ndaki alanlarda Allah’ın bize bahşettiği yüz binlerce sakız ağacı koruma altına alınmalı, koruma altına alınan bu ağaçların modern bir şekilde işin ehli insanlarca budamaları yapılarak çalı formatından çıkarılıp ürün için sağılmaya hazır ağaç haline getirilmelidir. Ve bu yerler, öncelikle yörede yaşayan, üretim yapmak isteyen herkese adet olarak belli bir kira karşılığında verilmelidir.

Sakız Adası’ndaki en büyük toplayıcı ve satıcı olan kooperatif, yılda ortalama 300 ton damla sakızı satışıyla dünya sakız piyasasını elinde tutarak sadece satışından adaya 6 milyar dolar getirmektedir. Bu rakam sanayiye aktarıldığında Yunan ekonomisine sağladığı rakam 30 milyar dolara çıkmaktadır.

Evlerde, alkollü ve alkolsüz içeceklerde, eczacılıkta, kimya sanayiinde, boya ve izolasyon sektöründe, tarihi eserlerin restorasyonunda vb. akla gelmeyen bir çok alanda kullanılan bu efsane ağaç; çeltik yöntemiyle de üretilebilmekte olup toprakla buluşturulduğu andan itibaren üç yıl damlama yöntemiyle sulandıktan sonra bir daha su vermeseniz bile kendisini 20-25 metreye inen kökleriyle ihtiyacı olan suyu bularak ve yıllık yağışları da toprağın altında rezerv edebiliyor. Beş yıldan sonra erkek ağaçlar ürün vermeye başlıyor, onuncu yılda ürün verimi maksimuma çıkıyor. Çeşme’den Antalya’ya kadar olan sahil şeridinde 500 metre yüksekliğe kadar olan güneye bakan her arazide yetişebiliyor. Zeytin ağacı kadar ömrü uzun, yıl boyunca yeşil olması da çabası.

Uzun lafın kısası, bugün sadece 300 bin sakız ağacı fidanını çeltikleme yöntemiyle toprakla buluştursak; beş yıl sonra her yıl bir Ziraat Bankası kuracak kadar para, ülkemin insanının cebine ilave olarak girer. Söylemesi bizden uygulaması sizden olsun.

Melamet neşveniz bol ve daim olsun…

Işık ve sevgiyle kalın!