İnsan yüzünü yıkamayı unutur mu? Yataktan çıkar çıkmaz balkona koşmak nedir? Yağmur senin balkona çıkıp, sincap gibi bakmanı bekliyor sanki... Al işte, ayağını da çarptın kapıya. Şöyle geç karşıma otur, konuşalım biraz.

Geçenlerde, sosyal medyada, İzmir’in bir muhitinde çöplerini çöp kutusunun içine değil, sağına soluna saçanlar yüzünden oluşan kötü fotoğrafı gördün. Muhtar paylaşmıştı hani... Dayanamadın hemen yorum yaptın. Neymiş efendim; sizin oturduğunuz yerde de bazen böyle görüntüler oluyormuş fakat kızamıyormuşsunuz. Neden? Çünkü oturduğunuz yer ormana, dağa yakın olduğundan, tilkiler, domuzlar zaman zaman gelip çöplerin içinde yiyecek arıyormuş, ararken ortalığı dağıtıyormuş ama siz sadece tebessüm ediyormuşsunuz. Yabani hayvan nereden bilsinmiş çöpü çöpe atmayı... Hatta “yabani hayvanlar trafikte her şeye korna çalmanın, kalabalık içinde bağıra bağıra telefon görüşmesi yapmanın, yüksek sesle video izlemenin düşüncesizlik, pespayelik olduğunu da bilemez örneğin...” diye eklemişsin bir de üşenmeden. Böylelerine kızmak yerine, yabani hayvanlara gösterdiğimiz anlayışı göstermemiz gerekiyormuş. Konuşarak uyarmak tehlikeli olabilirmiş. Ödül/ceza yöntemiyle eğitmeye çalışmak daha güvenliymiş. Maazallah saldırabilirmiş...

Bunları yazdın da ne oldu? Düzelir mi her şey şimdi? Konuş, seni dinliyorum.

Hiçbir şey düzelmese de ben düzelirim, az şey mi bu? Sürekli savaşmak, protesto etmek yerine ruhumu sakinleştiriyorum. Bana zarar verene aynı şekilde zarar vermenin ne faydası var? İnsan, muhalifine dönüşerek muhalefet etmemeli. Ayrıca hatırla, hani bir kitapta okumuştuk; arabasını yokuşa park eden biri vardı. Tam arabadan inecekken, önünde duran araba geri geri gelip onun arabasına çarpıyordu. Öfkeyle gidip kavga edecekken, ona çarpan arabada kimsenin olmadığını, freninin boşaldığını ve arabanın kendi kendine hareket edip onun arabasına vurduğunu fark etmişti de öfkesi dinivermişti. Neden? Çünkü insan, içinde “insan” olmayan bir şeye kızamazdı. Ben de aynını yapıyorum işte. Bakıyorum, biri otobüste bağıra bağıra telefon görüşmesi yapıyor; “olsun diyorum” diyorum içimden “toplum içinde nasıl davranılması gerektiğini daha öğrenememiş. Bilse böyle davranır mı?” ... Örneğin, içtiği zıkkımın izmaritini fütursuzca yere atan birine “efendim yere izmarit atmanız hiç hoş değil...” diye başlayan bir öneride bulunulur mu? Hem işe yaramaz hem de kendini tamamlayamamış bir yaşam formuyla boşu boşuna yüz göz olursun. Ama resmî bir adresin vereceği makul bir ceza onu pekâlâ eğitecektir.

Bu arada, yağmur hayvanların su kaplarını doldurmuş diye merak ettim. Yağmadığını görünce de telâşlandım. Su yetiştireyim derken hem yüzümü yıkamayı unuttum hem de ayağımı kapıya çarptım. Biraz acıdı. Olsun... Yağmur yağsın, geçer...

Muhabbetle...