Kalkınma planları ile başlayan yol haritasının ikincisi geldi: Orta Vadeli Program (2027-2029). Yıllık bütçelerden önceki bu program geçen hafta kamuoyuna sunuldu. OVP’nin genel hedeflerine bakınca iyimser veriler var.
Büyüme % 4’e çıkacak, enflasyon her ne kadar bu sene % 28,4 olarak öngörülse de gelecekten umutluyuz. İşsizlik kabul edilebilir bir seviyelerde şimdilik: % 8’e düşecek. İhracat 292 milyar dolara, ithalat 397 milyar dolara yükselecek, Dış ticaret açığı 105 milyar dolar ve cari açık ise % 3’e gerileyecek.
Konjonktürün bu dalgalanmasına inat rotasından sapmayan bir program izlenimi veriyor. Fakat kapanan şirket sayısı hala yüksek… İflaslar, konkordatolar moral bozuyor. Sanayici ve esnafın para politikası ile bozulan moralini maliye politikası düzeltmeli.
Hala % 37 faiz süreci piyasanın ateşini aldı ama paranın dibini kuruttu. Yatırım ve ihracat iklimi için bu faizler sürdürülebilir değil. İşsizlik rakamlarını düşürmek için yeni sektörlerin sermaye bulmasının önü açılmalı.
İthalatın neredeyse dörtte biri olan enerji, cari açığın en sevdiği kalem. Onu kapatmak için enerji bağımlılığına karşı yeni imkan ve fırsatlar oluşturulmalı. Üstelik ihracat, küresel durgunluk ve lojistik maliyetlerinin baskısı altında.
OVP’nin bu hedefleri, halkın yaşadığı ekonomik krizle yan yana olmak istiyorsa hem nalına hem mıhına gidilmeli. Toplumsal boyut bu yüzden önemli. Salt parasal, nakdi çözümler üretmek yerine mal olarak yapılan yardım ve destekler de gündeme alınmalı. OVP parasal genişlemeyi istemiyor ama destek bekleyen düşük gelir grupları var. Bunun çözümü mal olarak planlanan desteklerle sağlanabilir. Öncelikle istihdam artışı, gelir dağılımı, sosyal destekler bu sürecin bir çıkışı haline gelebilir. Genç işsizliği ve eğitimli işsizlik ancak bu şekilde doğru yönetilebilir.
Şimdi gelelim eleştiriye. OVP’nin enflasyonu tek haneye indirme hedefi 2029’a aktarılmış görünüyor. Fiyatlama algısının yeniden düzelmesi gerek. Firmaların ve marketlerin düzenli ve sürekli fiyat güncellemeleri enflasyonu besliyor. Vatandaşın alım gücünü de doğru yöneterek ancak “2029’da tek hane” hedefine yönelmek mümkün olabilir.
Büyüme hedefi % 4–5 bandında. Bunun olabilmesi için faiz oranlarının da düşmesi gerek. Yatırımlar için finansman maliyetleri uygun olmalı. Yabancı sermaye ise beklenen onun ne kadar nazlı olduğunu şu son on yılda fazlasıyla gördük. Böyle bir durumda içerideki yatırımcı risk almaz. Bankaların kredi muslukları kapalı, faizler böyle böyle derken; yatırımcı beklemeye geçer.
Mali disiplin vurgusu var. Güzel. Ama bütçe açığı kadar bunun faizi de yük olmaya devam ediyor. Kamu harcamalarının verimli ve etkin olması kadar tutumluluk da etkili olacaktır.
Sonuç olarak, OVP 2027–2029 bir sınav olarak karşımızda durmaktadır. Jeopolitik gerilimler dinmeyecek. Ancak bu dönemde dahi işletmeler yaşam alanı oluşturmalıdır. Bu sınavda ekonomi yönetimi, halka güven vermek ve iletişimini doğru yönetmek zorundadır. Programın başarısı, rakamlardan çok uygulamanın samimiyetine ve iletişim diline duyulan güvenle mümkün olacaktır.