Bir film izlemek için ekranın karşısına geçiyorsun ama izlediğin şey aslında binlerce yağlı boya tablodan oluşan kocaman bir sanat eseri.
Loving Vincent...

2017 yılında izleyiciyle buluşan bu film, Vincent van Gogh’un hayatını konu alıyor ancak onu diğer biyografi filmlerinden ayıran çok ilginç bir özelliği var. Filmde gördüğünüz görüntüler, bildiğimiz animasyon teknikleriyle değil, yaklaşık 65 bin yağlı boya tabloyla oluşturulmuş.
Bazen tek bir rengi istediğim gibi elde etmek için defalarca deneme yaparken sinirlendiğimi düşününce, bunun ne kadar zorlu bir süreç olduğunu tahmin edebiliyorum.

Şimdi bir ressam olduğunu ve aynı sahneyi defalarca yeniden resmettiğini düşün çünkü yaptığını her resmin bir sonraki kareyle uyumlu olması, hareketin devamlılığını sağlaması gerekiyor üstelik bütün bunları Van Gogh’un kendine özgü renk paletine, fırça darbelerine ve resim stiline sadık kalarak yapmak zorundasın.

Açıkçası filmin yapım sürecini öğrendiğimde en çok burada takıldım. Yaklaşık 65 bin ayrı yağlı boya çalışmanın bir araya gelerek hareketli bir hikâyeye dönüşmesi, resim sanatının ne kadar farklı alanlara taşınabileceğini gösteriyor.

Filmi izlerken Van Gogh’un resimlerini sadece görmüyorsun, adeta onların içine giriyorsun. O kendine özgü fırça darbeleri, kıvrımlı çizgiler, güçlü sarılar ve maviler… Daha önce bir müzede ya da kitapta gördüğünüz tabloların hareketlendiğini hayal et. İşte Loving Vincent tam olarak böyle bir deneyim sunuyor.

Üstelik filmde yalnızca teknik açıdan etkileyici görüntüler yok. Hikâyesi de oldukça düşündürücü.
Van Gogh’un ölümünden bir yıl sonra başlayan filmde, postacı Joseph Roulin’in oğlu Armand, Vincent’ın son mektubunu ulaştırmak için yola çıkıyor. Bu yolculuk sırasında ressamı tanıyan insanlarla karşılaşıyor ve onun hayatına, ilişkilerine ve ölümüne dair soruların peşine düşüyor. Böylece Van Gogh’u yalnızca tablolarıyla değil, çevresindeki insanların gözünden de tanımaya başlıyoruz.
Benim gibi resimle ilgilenen herkesin bu filmi izlemesini öneririm. Sadece hikâyesi için değil, arkasındaki emeği ve yaratıcılığı görmek için de.
Çünkü bazen bir filmi izlersin, bazen de binlerce tablonun içinde dolaşırsın.