Çocukken hepimiz dağların arasından aşağıya doğru akan o derenin resmini çizmişizdir. Dağlar üçgen, dere mavi bir çizgi, gökyüzünde bir güneş ve çoğu zaman da köşede uçan birkaç M şeklinde kuş… Peki, bugün aynı resmi yeniden çizsek ve biraz perspektif, oran, ışık ve ton bilgisi öğrensek daha iyi çizebilir miyiz?
Cevap basit: Evet.
O hâlde neden bazı insanlara “yetenekli”, bazılarına ise “yeteneksiz” diyoruz?
Sanılanın aksine, resim becerisini yalnızca doğuştan gelen bir yeteneğin üzerine kuramayız. Elbette insanların bazı alanlara farklı yatkınlıkları olabilir. Fakat ilgi, merak, eğitim, tekrar ve en önemlisi çevresel koşullar, bir becerinin gelişmesinde en az bunun kadar belirleyicidir.
Sanat tarihinde bunun pek çok örneği var.
Pablo Picasso’dan söz ederken çoğu zaman onun olağanüstü yeteneğinden bahsederiz. Fakat Picasso’nun babasının da ressam ve resim öğretmeni olduğunu hatırlamak gerekir. Picasso’nun büyüdüğü evde sanat konuşuluyor, çocuk yaşta desen eğitimi alıyordu. Bu, Picasso’nun sanatçı olmasını babasının sağladığı anlamına gelmez. Fakat sanatın onun hayatına ne kadar erken girdiğini gösterir. Sanat, onun için sonradan keşfettiği yabancı bir alan değildi. Çocukluğundan itibaren içinde bulunduğu dünyanın bir parçasıydı.
Vincent van Gogh’a baktığımızda ise başka bir şey görüyoruz. Van Gogh’un kardeşi Theo, onun sanat hayatında çok önemli bir yere sahipti. Theo yalnızca kardeşi değildi; Vincent’ın üretmeye devam edebilmesi için ona maddi ve manevi olarak destek oluyordu.
Peki, çevre yalnızca destekten mi ibarettir?
Frida Kahlo bunun çok farklı bir örneğini gösteriyor. Babası Guillermo Kahlo bir fotoğrafçıydı ve Frida’nın büyüdüğü ortamda görsel üretimin önemli bir yeri vardı. Ancak Frida’nın sanatını yalnızca ailesiyle açıklamak da mümkün değil. Yaşadığı fiziksel travmalar, ilişkileri, hastalıkları ve hayatındaki deneyimler sanatının yönünü derinden etkiledi.
Burada değindiğim nokta, sanatçının sanatına yön veren olumsuzluklar olduğu için konuyu farklı bir noktaya çekmeden, çevresel faktörlerin önemini fark etmeniz çok daha iyi olacaktır.
Ayrıca göz ardı edemeyeceğim bir diğer konu da fırsat eşitliği. Aynı derecede ilgi ve meraka sahip iki çocuk düşünün. Biri tüm imkânlara sahip, ailesi onu destekliyor; diğeri ise kaleminin bile sınırlı olduğu, çevresinde sanat konusunda kendisini etkileyebilecek kimsenin bulunmadığı bir ortamda büyüyor.
İkisini karşılaştırıp birinin “yeteneği var”, diğerinin ise “yeteneği yok” demek ne kadar doğru?
Belki de bu yüzden “yetenek” kelimesini kullanırken biraz daha dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü bir kişinin eline hiç fırça vermeden ne kadar iyi resim yapabileceğini bilemeyiz. Ona yeterince zaman, eğitim, imkân ve cesaret vermeden “yeteneksiz” demek, belki de kendi koyduğumuz bir sınırı kişinin sınırıymış gibi kabul etmektir.
Başta sorduğum soruya dönersek: Herkes resim çizebilir mi?
Evet, herhangi bir engel yoksa herkes resim çizmeyi öğrenebilir. Herkes aynı seviyeye ulaşmayabilir, herkes sanatçı olmayabilir. Fakat bir insanın ne kadar ileri gidebileceğini, daha yolun başındayken yalnızca ilk çizimine bakarak söylemek mümkün değildir.