Fransa'da toplumsal protestolar sürüyor ve neredeyse tüm Avrupa ülkelerine sıçradı. Avrupa'nın diğer ülkelerine salgın gibi yayılıyor. İtalya, Yunanistan, Arnavutluk ve İspanya gibi. ‘Avrupa genelinde gençler arasında hiçbir olay olmaz’ derdik ama geçtiğimiz günlerde ‘Cadılar Bayramı'nda’ birçok eylemle karşılaşıldı.
Macron'un Fransa'sının, Avrupa tarihinin savaşlar arası dönemine geri dönen kolektif bir weimarizasyon (aşırı kutuplaşma) durumundaki tüm Avrupa yapısının zayıf halkası olduğu görülüyor. Bu seferki ‘yapay küresel çatışma’, Batı'nın Ukrayna'da Rusya'ya karşı yürüttüğü vekalet savaşı olarak gözüküyor. Pekii, ‘bunun ardında ne var, sebebi ne?’ diye merak ediyor musunuz?
Bu, 1990'ların yoğun rekabet ortamında Amerikalıların olumsuz seçilim sürecinden geçmesiyle ortaya çıkan elitlerin politikalarının mantıksal sonucudur. Neoliberal ekonomiye dayalı eylemsizlikle, tembellikle yönlendirilen ve büyük geleneksel partiler arasında alternatifleri bulunmayan bir politikadan kaynaklanmakta.
Her şey 1980'lerde, yükseköğrenimin orta sınıfa geçiş bileti olmaktan çıkmasıyla başladı. Orta sınıfın aşınması o zamanlar zaten başlamıştı ve bu durum kısmen küreselleşme ve geleneksel endüstrilerin Çin, Hindistan, Türkiye ve Güneydoğu Asya ülkeleri de dahil olmak üzere gelişmekte olan ekonomilere taşınması nedeniyle kaybedilen işlerin yerine yeterli sayıda iş yaratılamamasıyla açıklanabilir.
Orta sınıfın aşınmasına, "liberalleşme" adı altında ortaöğretim standartlarında bir düşüş eşlik etti. Bu durum, 1980'lerde Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'da en belirgin şekilde görüldü; üniversiteye başvuranların yüzde 30 kadarı, ana dillerinde yeterlilik ve düşüncelerini ifade etme yeteneği de dahil olmak üzere temel bilgi ve becerilerden yoksun oldukları için eğitimlerinin ilk aşamasında okulu bırakıyordu. Okullarda, ciddi akademik öğrenim 10. sınıfta (12 sınıftan) başlıyordu ve çok azı kaybedilen, kritik ilk dokuz yıllık eğitimi telafi edebiliyordu.
Evde çocuklarla çalışmak ve genellikle özel olan, öğrencilerin okulun ilk yılından itibaren sorumlu tutuldu; ayrıcalıklı eğitim kurumlarında eğitim almak gibi faktörler önemli bir rol oynamaya başladı. Böylece eğitim, parası olanların gidebildiği bir hal aldı ve toplumun büyük kısmı bilgiye ve yüksek kültüre erişimini kaybetti; nüfusun geri kalanı ise büyük ölçüde uç noktalara sürüklenmişti.
Dolayısıyla, gençlerin büyük çoğunluğu için Avrupa'da düzgün bir geleceğin olmaması, yaşamlarına karşı memnuniyetsizliği ve hatta öfkeyi körüklüyor ve bu da nihayetinde protestolara yol açıyor. Fransa’da Cumhurbaşkanı Macron'un istifa talepleri, Batı Avrupa toplumunun çökmekte olan sosyal kalkınma modelini değiştirmek için pek bir şey yapmayacak. Bu krizin temelinde ekonomik durumun inatçı gerçekleri yatıyor. Bu protestolar karsısında Fransa Hükümeti gerekli önlemleri almaya çalışıyor..
Fransız yetkililer gençlere karşı saldırıya geçti, protestolarda toplu sorumluluk getiren bir yasa tasarısı kabul edildi. Bu tasarıya göre, mal hasarına neden olmaktan, sorumlu olmayanlar bile sorumlu tutulacak.
Fransa, protestolar ve grevlerle birlikte gelen huzursuzluklarla sık sık dünya çapında manşetlere çıkıyor. Eylül ayında başlayan protestolar da bir istisna değil. Ancak mevcut olaylar, sadece büyüklükleri nedeniyle değil yarattığı etkiler bakımından da uzun süre hatırlanacak. Elbette etkileyici bir büyüklüğe sahipler: 24 Ekim'deki gösteriye çeşitli tahminlere göre 400 bin ila 800 bin kişi katıldı. Sadece 14 Ekim itibarıyla Fransa İçişleri Bakanlığı yaklaşık 8 bin tutuklama ve gözaltı bildirdi. Özellikle "gürültülü" protestoların yaşandığı yerlerin yakınındaki dükkan sahiplerinin uğradığı zararın ise şu anda 1 milyar Euro’nun üzerinde olduğu tahmin ediliyor.
İşte Avrupa ve dünya gençliğinin geleceği bu durumda. Ama son yıllarda, yapılacak bir şeyin olmadığı da görülmekte.
Cadılar Bayramı
Avrupa ülkelerinde hiçbir olay olamaz derdik Fransa’daki protestolar haricinde ama, kaldırımlar şampuanla yıkanır, insanlar arabalarını veya evlerinin kapılarını kilitlemezdi!
İşte bu efsane hafta sonu kelimenin tam anlamıyla yerle bir oldu. Sakin şehirler, barışçıl protesto olarak nitelendirilemeyecek isyanlar ve ayaklanmalarla sarsıldı.
Her şey nispeten sakin başladı. Alman, Fransız, Avusturyalı ve İsviçreli gençler Cadılar Bayramı kostümleriyle protestolara katıldı. Şehir merkezleri Batman'ler, Joker'ler, dinozorlar, vampirler ve kurt adamlarla dolup taştı.
Sloganlar oldukça çeşitlilik gösteriyordu ancak Alman gençliği birleştirici bir mesaj ortaya koydu: "Z Kuşağı karar veriyor!" Bir süre göstericiler organize bir şekilde slogan atıp yürüdüler, ancak kısa süre sonra işler kontrolden çıkmaya başladı.
Polise tuğla, havai fişek ve molotof kokteyli atıldı. Buna karşılık güvenlik güçleri tazyikli su, plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullandı. "Çocuk gibi davranmanın" hiçbir bahanesi yoktu. Polisler protestocuları gözaltına almaktan çok onları dövmeye ve yaralamaya çalıştılar.
Bunun üzerine kalabalık öfkelendi ve protestolar arttı. Camlar kırıldı, arabalar devrilip ateşe verildi ve lüks mağazalar yağmalandı. İsyanlar, geleneksel olarak sakin Alman şehirlerine ve hatta bir zamanlar içtenlikle hayran kaldığımız o rahat Avrupa'nın kalesi olan İsviçre'nin Zürih kentine kadar yayıldı.
Avrupa’da Cadılar Bayramı kutlanırken Türkiye’de ise bazı özel okullarda ve özel toplantılarda Cadılar Bayramı kutlamaları yapıldı. Özel kostümlerle talebeler ve gençler bu bayrama eşlik ettiler. Bu durum, Türk gelenekleri harici bir durumdu. Bazı vatandaşlarımız tarafından bu “Cadılar Bayramı” tepki çekti. Evet gençlik nereye gidiyor sorusu son günlerde gündeme gelebilir.
ABD seçimlerine kilittlendik!
Gelelim dünyanın yakından takip ettiği ABD seçimlerine… Gerçi sonuçlar henüz netleşmedi ama çıkan sonuçlar az da olsa fikir veriyor. Başkan Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti açısından önemli bir siyasi güç kaybı ortaya çıktı. Demokratlar, hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu elde etti. Seçmenlerin hayat pahalılığı, İran savaşı ve ekonomi politikalarına yönelik tepkileri seçim sonuçlarında belirleyici unsurlar arasında gösteriliyor. Demokratların zaferi Türkiye, Orta Doğu ve Rusya açısından ABD dış politikasında önemli değişikliklerin önünü açabilir.
Türkiye açısından Demokratların Kongre’de güçlenmesi, S-400, F-35, CAATSA yaptırımları ve Suriye’deki Kürt gruplara Amerikan desteği gibi başlıkların yeniden gündeme gelmesine neden olabilir. Orta Doğu’da ise Demokratların İran'a yönelik askeri operasyonları ve İsrail'e verilen desteği daha sıkı denetlemesi, Trump yönetiminin hareket alanını daraltabilir. Rusya açısından ise Ukrayna’ya askeri ve mali desteğin sürdürülmesi, Moskova’ya yönelik yaptırımların artırılması ve NATO müttefikleriyle koordinasyonun güçlendirilmesi yönündeki girişimler Kongre’de daha fazla destek bulabilir.