Bir televizyon kanalında sokak röportajı yapılıyor. Sunucu sokaktaki herkese gelişigüzel mikrofonu uzatarak soruyor:
-Mustafa Kemal Atatürk şu anda karşınızda olsa ona ne söylemek isterdiniz?
İnsanların çoğu özellikle de gençler, “önce sarılırdım” dedikten sonra, hepsi “Bizi kurtar Atam derdim” diyorlar…
Ne acı değil mi?
Bunu dünyadaki herkes söyleyebilir. Ama Türkler bunu söyleyemez! Çünkü, Türk Milletinin her zaman kurtarıcısı kendi olmuştur. Çünkü Atasından öğrenmiştir küllerinden doğmayı…
“Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin, kurtarıcı kendiniz olun” Mustafa Kemal Atatürk
Önümüzdeki pazar günü 10 Kasım. Mustafa Kemal Atatürk’ü anacağız. Ve gelecek nesillere O’nu hatırlatacağız. Onun gibi düşünmeyi anlatacağız…
Hadi biz de hatırlayalım. Artık hatırlamamız gerek, kurtarıcı beklemeden harekete geçerek…

Mustafa Kemal hakkında, Fransız İllustration Dergisi’nde yayınlanan makaleden satır başları:
Müttefik bakanlar ve elçiler, Londra’da toplanıp, 1453’ten beri çözümlenemeyen “Doğu Sorunu” ile bir kez daha meşgul olurlarken, Türkiye’nin geleceği hakkında felsefe yapacak birisi varsa, o da kuşkusuz, Mustafa Kemal Paşa idi. Fakat Gazi Mustafa Kemal’in felsefe yapmaya vakti yoktur. Başkaları sözlerle vakit geçirirken, O, harekete geçiyor.

İki yıl öncesi, yenilmiş ve yıkılmış olan yurdunda asi sayılan Mustafa Kemal, bugün Türkiye’nin Onurlu Başkanı bulunuyor. Kuşkusuz İstanbul’un Başkanı değil. Ama, İstanbul’da, yurtsuz hükümet yöneten, tebasız hüküm süren, vekaletsiz müzakerelere giren, o hükümet gölgesinin ne önemi vardır?
Gerçek Türkiye, artık Boğaziçi’nde bulunmuyor. Ankara’ya sığındı. Milli Meclis, emreden baş, yöneten eller, hep orada. O yalnız müttefiklere değil, talihi de isyan etti. Yurdu; başkalarının kafasına sonsuza kadar kurban ederken ve talihe boyun eğmişken, o, son direnç gücünü etrafına topladı.

Öfkeli, cesur ve kararlı, imanından başka hiçbir gücü olmadan, dünyaya karşı çıktı. Etkisine girenler, yavaş yavaş çoğaldı. Önceden parmakla gösterilen ve tek tek gelen kimseler, sonra bir parti haline geldiler. Sonunda da, bir devlet, bir ordu oldular. Karar verdiler ki; Türkiye, yenilmekle beraber, İzmir’i, Edirne’yi, Trakya’yı kaybetmeyecektir. Sevr Anlaşmasını yırtmak zahmetine katlanmadılar bile. Çünkü ellerine alıp okumadılar bile.
Haklarını almak için, ordu kurdular, savaşıyorlar. Bizleri Maraş’tan, Urfa’dan kovdular. Son davet üzerine, Ankara Hükümetin delegelerini Londra’ya gönderdi. İki yıl içinde ne ilerleme…Mustafa Kemal Paşa için ne büyüklük ve memnuniyet. Bu istiklal kahramanı, henüz kırk yaşındadır. Gerçek bir Türk ailesindendir. Uzun boylu, oldukça geniş omuzlu, küçük elli, küçük ayaklı olmasına rağmen, çok çeviktir.
Kişiliğinin gücü ve önemi, hemen kendini belli eder. Alın, zeka ile parlar. Gözlerinin maviliklerinden, beklenmeyecek kadar keskin bir alev fışkırır. Ama her şeyden çok, yüzünün geniş hatları, ruhunun büyük mücadelelerini söylüyor. Bazıları “Kaplan Yüzlü” dediler. Belki… Ama çoğu zaman, umulmaz derecede tatlı bir çocuk gülümsemesinin aydınlattığı, anlamının çeşitliliği ve hareketleriyle çok dikkat çeken bir yüz…
Mustafa Kemal, gerçek bir askerdir. Yetenekli bir komutan olduğu kadar, kelimelerin tam anlamı ile de gerçek bir liderdir. Adeta insanları yönetmek için doğmuştur…”
Türk Milleti de bu yüzyılda şikayet etmek yerine harekete geçmek, “Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli”ne yönelmelidir.
Türk Ulusunun önderi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı ve minnetle anıyorum…