Bazen futbol sadece futbol değildir. Hele ki, işin ucunda kümede kalma savaşı varsa… O zaman top yuvarlanır ama sinirler zıplar, akıl geri çekilir, içgüdüler sahne alır.
İşte böyle bir gündü.
Küme düşme potasından çıkmak isteyen Bornova 1877 ile uzaklaşmak isteyen Söke 1970 Spor karşı karşıya geldiğinde tabelada sadece üç puan yazıyordu ama sahada çok daha fazlası vardı: korku, stres, telaş… Ve bolca kaos. Maçın sonunda kazanan 3-2 ile Söke oldu. Ama geriye dönüp baktığınızda, kazananın gerçekten futbol olup olmadığından emin değilsiniz.
***
Maçın başından itibaren kalite arayanlar yanlış adresteydi. Tempo vardı, mücadele vardı ama oyun yoktu. Top iki takım arasında adeta bir “ganimet” gibi el değiştiriyordu. Kim kaparsa bir süreliğine onun oluyordu. Ne pas oyunu, ne organizasyon… Sadece hayatta kalma refleksi.
İlk yarıda Söke 1970 Spor’un daha net ve daha akıllı oynadığını gördük. Bornova’nın sertliği vardı ama Söke’nin planı vardı. Ve futbol çoğu zaman planı olanı ödüllendirir. İki golle bunu gösterdiler.
İkinci yarıysa bambaşka bir hikâyeydi.
Rüzgâr da Bornova’nın yanındaydı, oyun da… Neredeyse tek kale oynanan bir bölüm izledik. Baskı, istek, enerji… Her şey vardı. Ve kaçınılmaz olan oldu: beraberlik geldi.
Tam “maç döndü” derken, Bornova’nın klasik hatası sahne aldı.
Kontrolsüzlük.
Savunma güvenliğini unutan bir takım, futbolun en acımasız kuralıyla tanıştı: “Atamazsan yersin.” Söke hızlı çıktı, vurdu ve maçı aldı. Bu kadar basit… Ve bu kadar acı.
***
Ve işin bir başka boyutu: 3. Lig’in yeni kuralı. Henüz profesyonelliğin yakınından bile geçmemiş oyuncuların sahaya atılması, bu amatör görüntüyü kaçınılmaz kılıyor.
Üstüne bir de gereksiz yere kendini yere atmalar, abartılı acı çığlıkları… Hakem “devam” deyince bir anda iyileşen oyuncular… Futbolun doğasına yakışmayan sahneler.
***
Ama bu maç sadece skorla anlatılamaz.
Bu maç, sinirlerin kontrol edilemediği bir hikâyeydi.
Sahada futbolcular birbirine girdi, kenarda teknik direktörler tartıştı, kulübeler boşaldı… Hatta tribün bile olayın içine girmeye ramak kaldı. Bir penaltı pozisyonu, bir ofsayt golüyle sevinçle sahaya girmeler, uzatmalarda gelen gerçek gol… Derken işler iyice çığırından çıktı.
Gol sevincinin ortasında yerde kalan oyuncular, çıkan kırmızı kart… Maç bitti ama kavga bitmedi. Saha bir anda ringe döndü.
Belki de gecenin en net görüntüsü buydu: Futbol oynanmıyor, futbol taşınıyordu.
***
Bornova 1877 cephesine bakınca tablo net: Bu takımın sorunu sadece yetenek değil, futbol aklı.
Oyuncuların bireysel bazı özellikleri var. Top sürebiliyorlar, mücadele edebiliyorlar. Ama futbol sadece bunlardan ibaret değil. Ne zaman pas verileceğini, ne zaman şut çekileceğini, nasıl vurulacağını bilmeyince, elinizdeki yetenek bir anlam ifade etmiyor.
En basitinden; çaprazdan uzak köşeye plase varken, kalecinin üstüne sert vurmak… Karşı karşıya pozisyonda sakin kalmak yerine topu havaya dikmek… Bunlar sadece teknik değil, zihinsel eksiklik.
Duran toplar mı? Neredeyse çalışılmamış gibi.
***
Söke 1970 Spor mu?
Onlar da kusursuz değildi. Ama en azından ne yaptıklarını biraz daha biliyorlardı.
Özellikle ara paslar… İşte farkı yaratan detay buydu. Daha fazla pozisyona girdiler, kaleciye takıldılar ama denediler. Duran toplarda ise rakiplerine göre çok daha organizeydiler.
İlk gol bunun özeti: Çalışılmış bir korner, doğru bölgeye kesilen top ve unutulan bir adam… Yiğithan Turhan. Futbol bazen bu kadar basit hataları affetmez.
***
Son söz?
Bu maçta Söke kazandı, Bornova kaybetti.
Ama asıl kaybeden, bir süreliğine de olsa futbol oldu.
Çünkü bazı günler vardır… Skor tabelası sonucu yazar ama hikâyeyi kaos anlatır.