Sanat dünyasının bienal için akın ettiği Venedik şehrini hissetmek, anlamak ve sevmek için bir ilham listesi.

Edebiyat

Kanallar Şehri, su ile iç içe yaşantısıyla tarih boyunca taşkın duyguları temsil eden bir çekim merkezi oldu. Romantizmin zirveye çıkmasına yarayan bu sahnede parlayan isim ise hiç şüphesiz Giacomo Casanova. 18. yüzyılda yaşamış olan maceracı yazar, ‘Hayatım’ adlı otobiyografisinde sayısız kadını baştan çıkarma hikayesine yer vermesiyle günümüzde erotik bir idol olarak anılıyor. Shakespeare’in 1600 yılında yayınladığı ‘Venedik Taciri’ adlı oyunu ise Adriyatik kıyısındaki bu tarihi ticaret limanını set bellerken, günümüz incelemeleri Shylock adlı steryotip karakteri edebiyattaki antisemitik çağrışımlara örnek gösteriyor. Unutmamalı ki tarihi 16.yüzyıla uzanan Venedik Yahudi Mahallesi, ‘ghetto’ kelimesinin kökeni olarak biliniyor ve bugün binlerce turisti ağırlayan semtte dışarıdan sade görünen binalar içine gizlenmiş ibadethaneler ziyaret edilebiliyor.

Film

Geceleri su üzerine çöken bir sis, labirent gibi daracık sokaklar, nereye çıktığı kestirilemeyen köprüler… Daphne du Maurier’nin kült romanı ‘Don’t Look Now’, işte bu gotik atmosferi konu almış ve 1973 yapımı film uyarlaması ise Venedik’e özgü tekinsiz havayı yönetmen Nicolas Roeg dehasıyla beyazperdeye taşımıştı. Julie Christie ve Donald Sutherland’in çocuklarını bir kazada kaybeden travmatik bir çifti canlandırdığı filmde, şehrin popüler kültürde gondol ve karnavallar ile edindiği kitsch imaj yerine, aslında karakterine özgü farklı boyutları olduğu vurgulanmıştı. Sinema ve Venedik denince akla gelen ilk isim Luchino Visconti’nin ‘Death in Venice’ eseri efsaneler arasında yer alırken, filmin Londra galasında yönetmenin ‘Dünyanın en güzel oğlanı!’ diye tanımladığı genç oyuncu Björn Andrésen’in hayatı bambaşka bir hikaye. Kristina Lindström ve Kristian Perri’nin beş yıl süren gayretleriyle hazırladıkları 2021 yapımı belgesel, ‘Tadzo’ karakteriyle henüz 16 yaşındayken bir dünya yıldızına dönüşen Andrésen ve ilahi güzelliğinin getirdiği hüzünleri konu alıyor.

Sanat

Evet, suya gömülmekte olan palazzo’ları, dökülen boyaları, otların bürüdüğü sokak araları ve nem kokan kanallarıyla, Venedik hüzünlü bir yer. İşte bu yüzden bienalde sergilenen çağdaş sanat eserleri öylesine ironik duruyor, ve günümüzde sosyal medyada viral olan görüntülere yol açıyorlar. Şehrin tarihte ilk anıldığı sanat formu ise, Rönesans kompozitörü Monteverdi’ye ait besteler başta olmak üzere, barok mimarinin nadide eseri Teatro la Fenice’de sergilenen operalar. Verdi, Rossini ve Bellini gibi ustaların ezgileri bu şehirden tüm dünyaya, dalgalar üzerine yankılanarak yayılırdı. Şimdilerde Tom Ford’un beyazperdeye uyarlamakta olduğu Anne Rice imzalı ‘Cry To Heaven’ adlı romanı Venedik’e ve kastrati, yani hadım edilmiş opera sanatçılarını konu alıyor. Venedik’in modern ve dolayısıyla çağdaş sanatla anılmasında en önemli rolü oynayan ise Peggy Guggenheim. II. Dünya Savaşı sonrası kendisi ve koleksiyonu için güvenli bir ‘liman’ arayan eksantrik karakter, Canal Grande’nin üzerinde yer alan Palazzo Venier dei Leoni’ye yerleşti ve burada Jackson Pollock, Kandinsky, Picasso, Duchamp ve sevgilisi Max Ernst başta olmak üzere dönemin yükselişteki sanatçılarına hamilik yaptı. Vefatı ardından 1980 yılında müzeye dönüştürülen bu saray için Guggenheim’ın kişisel koleksiyonunu sanatseverler ile buluşturmasıyla Venedik’in en güçlü sanat merkezi denebilir.

Tasarım

Moda ve tasarım konusunda Milano’nun tahtına rakip değilse de Venedik, eşsiz, özgün ve tipik parçaların çıkış noktası. El yapımı karnaval maskeleri dışında, Venedik’e bağlı 100’den fazla adadan biri olan Murano’ya özgü olan cam işçiliği, İtalyan zanaatinin en zarif ve değerli örneklerinden biri. Venini markasının farklı teknik ve renklerde çağdaş stilde yorumladığı çalışmalarına göz atılabilir. İpek ve kadife kumaşlara sanatsal yorumlar getirerek 20.yüzyılın ilk moda ikonlarından birine dönüşen Venedikli Mario Fortuny’nin mirasına ulaşmak ise şal, fular ve kimono gibi parçaların internet üzerinde satışa sunulduğu websitesiyle mümkün. Stilettonun arketipi olarak kabul edilen ‘chopine’ topuklu ayakkabıların tarihi Venedik’e uzanırken, bir zamanlar hizmetçi ve gondolcuların giydiği ‘furlane’ terlikler, son yıllarda el yapımı versiyonlarıyla lüks demirbaşlar arasına girdiler. Özellikle Piedàterre ve Vibi Venezia markalarına ait tasarımlar ilgi çekecektir. Geçtiğimiz günlerde New York’ta gerçekleşen MET Gala’da, Madonna ve ASAP Rocky’nin tercih ettiği çarpıcı kurukafalı mücevherler ise Venedikli marka Codognato imzalılardı.

İpek Yolu’nun son durağı İstanbul’dan hareket eden yeni Belmond Orient Express trenine binebilir, çağları ve kültürleri bağlayan lüks bir yolculukla Venedik’e varabilirsiniz. San Marco Meydanı’na varıp, şehrin sembolü olan kanatlı aslan figürünün gölgesinde bir espresso içemeyecekler için bu listedekilerin okura oturduğu yerden bir yolculuk yaşatması umuduyla.