Bazen bir sezon, 90 dakikada değil… Bir penaltı noktasında biter.
Aliağa FK için hikâye tam olarak böyle yazıldı.
Evinde 1-1’lik beraberlik, deplasmanda 0-0’lık sabır sınavı… Ve sonunda o meşhur yazı-tura anı: penaltılar. Kazanan Muş Spor oldu, kaybeden ise sadece bir maç değil, koskoca bir sezondu.6-5’lik o seri, Aliağa FK’nın hayallerine çekilen ince ama keskin bir çizgi gibiydi.
***
Maçın başı umut doluydu.
Aliağa FK öyle bir baskıyla başladı ki, rakibini adeta kendi yarı sahasına hapsetti. Tam saha pres, istek, enerji… Kağıt üzerinde “işte bu” dedirten her şey vardı. Ama futbol bazen çok acımasızdır; doğru oyunu oynamak yetmez, o anları golle süslemezsen, geriye sadece “kaçan fırsatlar” kalır.
Nitekim öyle de oldu.
Bir süre sonra oyun… Oyundan çıktı.
Fauller, yerde kalmalar, kesilen tempo, hakemin telsiz problemi derken futbol ağır ağır eridi. Geriye sadece orta saha mücadelesi kaldı. 120 dakika boyunca izlediğimiz şey bir maçtan çok, iki takımın da hata yapmamaya çalıştığı sinir savaşıydı.
Pozisyon mu? Neredeyse yok.
Risk mi? Hiç yok.
Heyecan mı? Sadece penaltıları beklerken.
Penaltılar ise tam bir gerilim filmiydi.
Bir taraf kaçırdı, diğeri de kaçırdı. Bu sefer attı, diğeri de attı… Beraberlik hiç bozulmayacak gibiydi, kimse koparamadı. Taa ki o son ana kadar. Futbolun en acı tarafı da bu zaten; bütün emeğin, bütün sezonun bir tek vuruşa kalması.
Ve Aliağa FK o vuruşta kaybetti.
***
İki takımın da ortak bir hikâyesi vardı aslında:
Top ayağa geldiğinde saklanamadı, oyun kurulamadı, sistemden eser yoktu. Kanat organizasyonları, set hücumları, planlı ataklar… Hiçbiri sahaya yansımadı. Bunun adı yorgunluk mu, stres mi, yoksa “kaybetmeme korkusu” mu? Belki hepsi.
Çünkü böyle maçlarda takımlar önce gol yememeyi düşünür.
Gol atmak ise çoğu zaman ikinci plana atılır.
Sonuç: ortaya “iz bırakmayan” bir 120 dakika çıkar.
***
Muş Spor cephesinde gözler Seçim Can Koç’taydı.
İlk maçta sakatlanıp çıkan oyuncunun kısa sürede sahaya dönmesi önemliydi. Ama o da bu düşük tempolu oyunun içinde kayboldu. Zaten sahada “fark yaratan” bir isim arasanız, bulmanız zordu.
Aliağa FK’da ise değişim vardı.
Çağdaş Çavuş, ilk maçın ardından tam 5 farklı isimle sahaya çıktı. Bu bir arayışın göstergesiydi. Basit hatalar azaldı, evet… Ama bu kez de oyun üretilemedi. Yani sorun şekil değiştirdi ama çözülmedi.
Saha zemini de bu tabloya eşlik etti.
Yer yer açılan zemin, oyuncuların kontrolünü zorlaştırdı. Hatta penaltılar öncesinde krampon temizleme görüntüleri bile maçın ne kadar “zor şartlarda” oynandığının küçük bir özeti gibiydi.
***
Sonuç mu?
Aliağa FK, daha ilk eleme turunda sahneden indi.
Sezon bitti. Hayaller rafa kalktı.
Muş Spor ise yoluna devam ediyor. Önünde iki engel daha var. Ama bu oyunla ne kadar ileri gider, işte asıl soru bu. Fakat rakibi lig ikincisi Mardin de penaltılarda eleyebildi rakibini. Ondan da iyi oyun beklemek hayal olur sadece.
Futbol bazen çok şey anlatır, bazen de hiçbir şey…
Bu maç, ikinci kategoriye daha yakındı.
Ama yine de bir gerçeği net şekilde yazdı:
Aliağa FK için sezon, penaltı noktasında sona erdi.
Ayvalıkgücü’nün
sessiz yürüyüşü
Bazen futbol, istatistiklerle açıklanamaz.
Topa daha çok sahip olursun, daha fazla pozisyona girersin… Ama kazanan yine sen olmazsın.
Ayvalıkgücü Belediyespor tam olarak bunu yapıyor.
Bir önceki turda şampiyonluk adaylarından Karşıyaka’yı eleyerek dikkatleri üzerine çekmişlerdi. “Sürpriz” dedik, geçtik. Ama aynı senaryoyu Eskişehirspor karşısında da sahneleyince, bunun tesadüf olup olmadığını sorgulamak gerekiyor.
Üstelik bu kez sahalarında, net bir skorla: 2-0.
***
Maçın tamamını izleyemedim. Penaltılara uzayan başka bir karşılaşma nedeniyle ancak ikinci yarıya yetişebildim. Ama bazen bir yarı bile hikâyeyi anlamaya yeter.
İlk yarıda Eskişehirspor’un daha üretken olduğu söyleniyor. Daha fazla pozisyon, daha fazla tehdit… Ama futbolun o tanıdık gerçeği burada devreye giriyor:
“Atamazsan, atarlar.”
İkinci yarıda ise sahada bambaşka bir tablo vardı.
Tempo düşük, pozisyon sayısı yok denecek kadar az… Ama skor tabelası Ayvalıkgücü’nün istediği gibi.
Çünkü onlar oyunu değil, sonuca oynuyor.
Ayvalıkgücü’nün yaptığı şey aslında çok basit ama bir o kadar da zor:
Savunmada sağlam dur, kalede hata yapma ve bulduğunu affetme.
Göze hoş gelen bir futbol mu? Tartışılır.
Ama etkili mi? Kesinlikle.
Bir önceki turda Karşıyaka karşısında ne yaptılarsa, burada da aynısını yaptılar. Rakibe alan bırakmadılar, oyunu kilitlediler ve ellerine geçen fırsatları geri çevirmediler.
***
Bu tarz futbolun bir mesajı vardır:
“Güçlü olmak yetmez, hatasız oynamak gerekir.”
Eskişehirspor belki daha çok istedi, daha çok denedi… Ama Ayvalıkgücü daha doğru oynadı.
Şimdi ortaya çıkan tablo şu:
Çok oynayan değil, doğru oynayan kazanır.
***
Tabi buraya kadar her şey güzel olsa da bunun Eskişehir ayağı da var. Bu skor kesinlikle garanti değil, hele ki karşınızdaki rakip Eskişehirspor ise. Her şeye rağmen iki takımın da şanslarını eşit görüyorum.