Küme düşme hattından kurtulma umuduyla kadrosunu güçlendiren İzmir Çoruhlu FK, sahaya yeni transferlerinin verdiği umutla çıktı. Ancak umut başka, gerçek başka…

Karşısında ligin zirvesinde 8 puan farkla tek başına yürüyen, şampiyonluğa adeta koşar adım giden bir takım vardı: Kütahyaspor. Kağıt üzerinde favori belliydi. Asıl merak edilen, Çoruhlu’nun bu güçlü rakibe ne kadar direnebileceğiydi.

***

Maç İzmir’de oynandı. Skor tabelası 5-0’ı gösterdiğinde fark büyüktü. Ama bu, sahadaki hikâyenin “kolay” olduğu anlamına gelmiyordu.

***

Karşılaşmaya hükmeden taraf Kütahyaspor’du. Henüz ilk dakikalarda gelen bir savunma hatası, onlara erken bir avantaj sağladı. Ancak o gol bir rahatlama değil, kısa süreli bir gevşeme getirdi sanki. Çoruhlu beraberlik fırsatlarını yakaladı ama değerlendiremedi. Uzun süre maç tek farkla gitti.

Kütahya daha organize, daha etkiliydi; fakat ince bir ip üzerinde yürür gibiydi. 60. dakikada gelen ikinci gol, lideri psikolojik olarak rahatlattı. Üç dakika sonra Çoruhlu’nun çift sarı karttan 10 kişi kalması ise düğümü tamamen çözdü. O andan sonra direnç kırıldı, oyun dağıldı ve fark kaçınılmaz oldu.

***

İki takım arasındaki en belirgin fark yetenekti. Kütahyalı oyuncular topa daha hakimdi. Ne zaman pas vereceklerini, nereye koşacaklarını, hangi an hangi hamleyi yapacaklarını biliyorlardı. Bu bir tesadüf değil; şampiyonluğa oynayan takımların ortak özelliğidir.

Elbette kusursuz değillerdi. Geriden pasla çıkma ısrarları zaman zaman pres karşısında tökezletti. Böyle bir baskıda yapılacak tek bir hata, maçın kaderini değiştirebilirdi. Yaptılar da... Şanslıydılar ki onu değerlendirmeyi başaramadılar.

Burak Evren orta sahada maestro özelliğiyle öne çıkaracağım isimlerden biri oldu. Sürekli pas almaya gitti, takımını yönlendirdi. Çok koştu, kolay kolay yorulmadı.

Aykut Çift, hat-trick yaparak, 22 maçta 22. golüne ulaştı. Türkiye liglerinde en golcü oyuncuların başında geliyor.

Doğukan Nelik'i Akhisar'dan bilirim. Köşe yazılarımda ondan çok bahsetmiştim. O zamanlar çok genç ve tecrübesizdi. Aliağa FK'da kanat oynadı ve çok iyi işler yaptı. Takımdan ayrılmasına şaşırmıştım. Şimdi stoperde görev yapıyor. Hem uzun boylu hem güçlü hem de top hakimiyeti çok yüksek. Beğendiğim oyuncuların başında geldi.

***

Çoruhlu cephesinde ise tablo daha karışıktı. Birkaç isim dışında genel performans amatör düzeyde kaldı. Basit pas hataları, yanlış tercihler, ceza sahasına bakmadan gönderilen toplar… Emek vardı ama kalite eksikti.

Somut örneklerle anlatayım:

Teknik Direktör Levent Eriş takımı üçlü stoperle sahaya sürdü. Bu sistemde kanatlar hem savunma hem hücum yükünü taşır. Yani bir oyuncudan iki kişilik iş beklersiniz. Sağ kanatta görev yapan Mustafa Burak Gündoğan bu yükün altına girdi. Savunmaya yardım etti, hücuma koştu, çizgiye indi. Rakibi güçlüydü, doğal olarak yıprandı. En çok kullanılan kanat onun tarafıydı. Çizgiye kadar geldi, doğru koşuları yaptı; fakat içeri gönderdiği toplar rastgeleydi. Hedefi olmayan ortalar sinirleri gerdi. Tepkiler arttıkça morali düştü, morali düştükçe basit pasları bile yapamaz hale geldi. Ayağındaki topları kolay şekilde kaptırdı. İkinci yarıda oyundan alınması kaçınılmazdı.

Abdulkadir Çelik ise yakaladığı net fırsatta kaleciyi geçmeyi düşünmeden şutu tercih etti ve topu üstten auta gönderdi. O an, Çoruhlu’nun özetiydi aslında: Doğru fikir eksikliği.

***

Sonuç olarak bu maç, zirve ile düşme hattı arasındaki farkın sadece puan cetvelinde olmadığını gösterdi. Organizasyon, özgüven, oyun bilgisi ve bireysel kalite…

Beş gollük skor belki ağır ama gerçekçi bir tabloyu yansıtıyor. Çoruhlu için hâlâ umut var mı? Elbette var. Ancak umut, yalnızca transferle değil; doğru oyun aklıyla, doğru kararlarla ve mental dayanıklılıkla büyür.

Kütahyaspor ise yoluna emin adımlarla devam ediyor. Şampiyonluk yürüyüşünde bir virajı daha kazasız döndü.