Bir hayal vardı…
Aylar boyunca taşınan, zaman zaman uzaklaşsa da her galibiyette yeniden büyüyen bir hayal. Avrupa kupalarına katılmak. Ancak Göztepe, sezonun final gecesinde yine aynı duvarla karşılaştı. Samsunspor deplasmanında alınan 3-0’lık mağlubiyet sadece bir yenilgi değildi; umutların da ağır şekilde sahada kalışıydı.
Üstelik rakip Başakşehir, Gaziantep FK deplasmanında işini erkenden çözmüştü. Göztepe için artık tek yol kazanmaktı. Ama sahadaki görüntü, böylesine büyük bir hedefe ulaşacak takım görüntüsünden uzaktı.
***
Karşılaşma aslında Göztepe’nin neden zorlandığını ilk dakikalardan itibaren anlattı.
Sarı-Kırmızılı ekibin yıllardır değişmeyen bir oyun planı var. Savunmada kompakt kal, rakibi üzerine çek, topu kap ve hızlı hücumla sonuca git. Sistem belli, ezber belli, roller belli… Fakat modern futbolda aynı planı sürekli uyguladığınızda rakipler de buna önlem almayı öğreniyor.
Samsunspor tam olarak bunu yaptı.
Ne gereksiz şekilde öne çıktı, ne de savunmada geniş boşluklar bıraktı. Göztepe’nin en büyük silahı olan geçiş hücumlarını daha başlamadan bitirdi. Geçen hafta Gaziantep FK karşısında bireysel becerilerle aşılabilen savunma sertliği, bu kez tamamen duvara dönüştü.
Sonuç? Hücumda üretkenlik sıfıra yaklaştı.
Hatta hızlı hücuma çıkan taraf bu kez Samsunspor’du. 36. dakikada gelen gol de bunun ödülü oldu. İlk yarı boyunca tempo düşüktü ama oyunun kontrolü büyük ölçüde ev sahibindeydi.
***
İkinci yarıda ise sahada farklı bir Göztepe vardı.
Çünkü başka çareleri yoktu.
Başakşehir kazanıyordu ve Avrupa bileti ellerinden kayıp gidiyordu. Göztepe bu yüzden devre sonrası çok daha agresif başladı. Baskı kurdu, pozisyon buldu, hatta golü de attı. Fakat Arda’nın rakibine yaptığı müdahale VAR’dan döndü ve umutların üzerine bir kez daha soğuk su döküldü.
O dakikadan sonra maç tam anlamıyla sinir savaşına dönüştü.
Karşılıklı ataklar vardı ama gol yoktu. Taa ki 81. dakikada Heliton kırmızı kart görene kadar… Savunmada eksilen Göztepe, kalan dakikalarda tamamen dağıldı ve kalesinde iki gol daha gördü.
Skor bir anda ağırlaştı. Belki oyun 3-0’lık değildi ama sezonun özeti gibiydi: kırılma anlarında ayakta kalamamak.
***
Maçın en dikkat çekici bölümlerinden birisi de yaşanan gerginliklerdi.
Samsunsporlu oyuncular değişikliklerde takım arkadaşlarını adeta seremoniyle uğurladı. Çünkü bazı isimler o formayı son kez giyiyordu. Elbette duygusal anlardı… Ancak karşı tarafta Avrupa’ya gitmek için zamana karşı yarışan bir Göztepe vardı.
Doğal olarak sinirler gerildi.
Bu sıradan bir sezon kapanışı değildi. Göztepe’nin gösterdiği tepki de bu yüzden anlaşılabilirdi.
Rick Van Drongelen ise agresifliğiyle maçın tansiyonunu yükselten isimlerden biri oldu. Topsuz alandaki gereksiz faulleri ve sürekli tartışmaların içinde yer almasıyla sahadaki en kötü performanslardan birini sergiledi.
***
Aslında Göztepe’nin yaşadığı problem yeni değil.
Bu takım yıllardır Süper Lig’de belirli bir standardı koruyor. Mücadele ediyor, kolay teslim olmuyor, kompakt oynuyor. Ancak aynı oyun sistemi artık bir yere kadar taşıyor.
Avrupa hedefi için farklı planlar gerekir.
Mesela uzaktan şut tehdidi gerekiyor… Yok.
Oyunu yavaşlatacak, topu saklayacak, takımın nefes almasını sağlayacak teknik bir orta saha gerekiyor… Yok.
Duran toplarda fark yaratacak bir ayak gerekiyor… O da yok.
Ceza sahası önünden kazanılan kritik frikikte Janderson’un tercih ettiği düz vuruş bile aslında sezonun özeti gibiydi. Yaratıcılık eksik, çözüm eksik, farklılık eksik…
Bir dönem Junior Olaitan bu profile yaklaşmıştı. O da devre arasında Beşiktaş yolunu tuttu.
Yine de tamamen başarısız bir sezon demek haksızlık olur.
Geçen yıl hedefler çok daha erken kaybolmuştu. Bu kez Avrupa umudu son haftaya kadar sürdü. Taraftar heyecan yaşadı, şehir inandı, takım yarışın içinde kaldı.
Belki ödül gelmedi…
Ama umut, uzun süre canlı kaldı.
Bazen futbolun en acı tarafı da budur zaten:
Hayale bu kadar yaklaşınca, kaçırmak daha çok can yakar.