Futbol sadece skor demek değil; bazen tribündeki kardeşlik, sahaya da yansır. Geçen hafta Eskişehir’de Karşıyaka taraftarı güzel ağırlanmıştı. Bu sefer sıra Karşıyaka’daydı. Dost iki kulüp yine yan yanaydı. Tribünlerde karşılıklı tezahüratlar, alkışlar, “dostluk” nidaları... Gönül isterdi ki her şey masal gibi olsun.
Ama olmadı.
Eskişehir taraftarlarının bir kısmı stada alınmamış, dışarıda kalmıştı. Tamam, benim bu konuda resmi bir bilgim yok ama dışarıda kalanların tribüne giremeyişi maça gölge düşürdü. Devre arasına yakın tribünleri terk edenler, dışarıda protesto edenler... Gönül isterdi ki herkes aynı tribünde omuz omuza “Eskişehir-Karşıyaka” diye bağırsın. Olmadı.
Bir de şu gerçek var: Açık tribünde yağmur altında maç izleyen deplasman taraftarı… Bence Federasyon’un artık tüm statlarda tribün üstlerini kapalı hale getirme şartı koyması gerekiyor. Taraftar ıslanmasın, üşümesin ve hastalanmasın.
***
Gelelim sahaya…
Maçın hikâyesi aslında çok net:
Eskişehir eksildi, Karşıyaka panikledi. İlk yarı dengeli geçti. Kısa kısa üstünlükler… Önce Karşıyaka, sonra Eskişehir, sonra yine ev sahibi… Ama kırılma anı 48. dakikaydı. Eskişehirspor 10 kişi kaldı. İşte tam o anda maçın kaderi yazılmalıydı. Ama yazılmadı.
Normal şartlarda ev sahibi takımın yüklenmesi, rakibi boğması, oyunu tek kaleye çevirmesi gerekir. Karşıyaka ise tam tersini yaptı. Frene bastı. Ritmini kaybetti. Daha kötüsü, ne oynadığını unuttu.
Panik…
Futbolda en pahalı duygudur. Paslar yanlış, tercihler hatalı… Kanatlar dururken merkezde boğulan ataklar… Ayağından açılan toplar, gereksiz çalımlar, kalabalığa girip kaybolan hücumlar… Rakip eksik ama oyun fazlaydı; Karşıyaka o fazlalığı kullanamadı.
Eskişehirspor ise akıllıydı. Yorulana kadar direndi, sonra kabuğuna çekildi. Alan daralttı, sabretti. Hatta uzatmada maçı kazanabilecek pozisyonu bile buldu. Eğer o pozisyonda Muharrem Tunay Meral sahneye çıkmasa, bugün bambaşka şeyler konuşuyor olabilirdik.
***
Bireysel performanslar mı?
Her zamanki gibi sahnede bir isim vardı: Erhan Öztürk. Top ayağına yakışıyor. Top saklaması, klas çalımları, muhteşem stopları, arkasında gözü varmış gibi bindirme yapan arkadaşlarına attığı paslar... Hızı ve gücü de olsa Süper Lig’de oynar bu çocuk.
Harun Kaya çalıştı, koştu, uğraştı… Ama yaptığı ortalar yerini tutmadı.
Yasin Uzunoğlu ise maçın en talihsiz ismiydi. 61. dakikada sahaya girdi ama oyuna giremedi. Her top kaybı biraz daha panik, her panik biraz daha hata getirdi.
Kaleci Bora Göymen… Belki çok iş düşmedi ama o bir pozisyon var ya… İşte o, maçın kaderiydi. Refleks değil, reaksiyon değil… Saf sezgi.
Bir parantez de centilmenliğe: Christopher Kröhn. Rakibinin sert müdahalelerine maruz kalmasına rağmen düşeni, sakatlanalı yerden kaldıran bir forvet… Futbolun unutmaması gereken bir detay.
***
Sonuç mu?
Eskişehirspor istediğini aldı. Kaybetmedi, avantajını korudu, ikinci sıra için kapıyı araladı.
Karşıyaka mı?
Kütahyaspor yenilgisinden sonra başka bir fırsatı daha kaçırdı. Futbolda bazı maçlar vardır… Skor tabelasında 0-0 yazar ama aslında çok şey kaybedersiniz.
İşte bu maç tam olarak öyleydi.