İngiltere Kralı imzalı bir trikoya ne dersiniz? Burberry, geçtiğimiz günlerde görsellerini paylaştığı yeni kapsül koleksiyonunu Highgrove House ile hazırladığını ve tasarımlar arasında yer alan fular ve sweatshirt üzerindeki manzaranın, bizzat III. Charles imzalı bir suluboya çalışması olduğunu duyurdu. Zamanlama bundan daha iyi olamazdı; Spencer Kontu’nun ‘Swan Song: Diana, My Sister’ adlı romanı birkaç hafta önce yayınlanmış ve kraliyet ailesi hakkında negatif bir algıya daha yol açmıştı. Sıra imaj tazelemeye gelince, moda endüstrisinden daha iyi bir aracı elbette düşünülemezdi. Harry ve Meghan çiftinin çocuklarıyla İngiltere’ye dönüş yapmaları, bu ailenin şu sıralar pek medya gündeminden düşmeyecek olduğunu garantilerken, konunun kreatif yönüne odaklanalım. Günümüzde sembolik bir yer teşkil eden Avrupa hanedanlıkları, yeri gelince resmi yemekler verip gezilere katılıyor ve ülkeleri adına PR rolü oynadıkları gibi ziyarete açılan sarayları ve portrelerini taşıyan kitsch hediyelik eşyalarıyla turizmden perakendeye farklı sektörlere de katkıda bulunuyorlar. Belki daha az bilineni ise moda ile aralarındaki bağın aslında hiç kopmamış olması.
Demokratikleşmesinden önce moda da monarşiyle yönetiliyordu ve tarihteki ilk kraliçesi Marie Antoinette, Paris’ten verdiği kararlarıyla, desenlerden renklere saray ahalisi ve diğer kraliyet ailelerinin giyim alışkanlıklarını etkiliyordu. Modanın ilk başkenti, tüccar, tedarikçi ve terzi kurgusuna tam manasıyla burada kavuştu ve kraliçe giyotine gittikten sonra dahi sistem işlemeye devam etti. Sofia Coppola’nın yönetmenliğini üstlendiği meşhur filmin 20. yıldönümü şerefine Versailles Sarayı’nda Ocak ayına kadar süren sergi bahanesiyle, Marie Antoinette’in moda alanında oynadığı rol yeniden incelenebilir. Fransız İhtilali üzerinden geçen birkaç yüzyıl sonra Fransa tahtı için Bourbon, Orléans ve Bonaparte aileleri halen dahi (beyhude) çekişmelerine devam ederlerken, güneyde, Monaco Prensliği yıllardır Fransa’da moda tahtını kimselere kaptırmıyor. Merhum vizyoner tasarımcı Karl Lagerfeld’in döneminde aile üyeleri Chanel’in elçileri olmuş, Prenses Charlotte Casiraghi markanın reklamlarında dahi yer almıştı. Kendisi şimdilerde ‘La Felure’ adlı romanıyla konuşulurken, erkek kardeşi Pierre Casiraghi yatçılıktan ilham alan bir koleksiyonu Fay markası yeni sezonu için hazırladı, kuzeni Pauline Ducruet ise 2018 yılında kurduğu uniseks giyim markası Alter Designs’ın kreatif direktörlüğünde.
Yunanistan’ın devrik kraliyet ailesi ise uzun süredir moda ile iç içe; İngiliz asıllı Kraliçe Marie-Chantal, kendi adını taşıyan bir bebek ve çocuk giyim markasının kurucusu, kızı Prenses Olympia ise kah Gucci’nin defilesinde kah Tiffany & Co.’nun reklam kampanyalarında karşınıza çıkabilir. Kuzeyde ise işler karışık. Norveç Kraliyet Ailesi halk tarafından çok sevilen ve kraliçeyle aşk hikayeleri Netflix yapımı ‘The Commoner’ adlı mini diziye konu olan Kral V. Harald’ın geçtiğimiz ay vefatının üzüntüsünü yaşadı. Ardından adı ‘Epstein’ skandalına karışan Prenses Mette-Marit ve tecavüzden suçlu bulunan oğluyla baş başa kaldılar… Kim bilir, belki gündemi değiştirmek için onlar da modaya başvururlar! Neyse ki İsveç Kraliyet Ailesi’nden Prenses Madeleine kozmetik markası Weleda ile işbirliği, Danimarka Prensi’nin oğlu Kont Nikolai ise mankenlik kariyeriyle kuzeyin adını rezil olmaktan kurtarıyorlar. Hollanda, Belçika ve Lichtenstein kraliyet ailelerinin ise hem burada ismi geçen ‘girişimci’ asillerin hem de bazı Avrupalı aristokratların ticari zekalarını örnek alabilirler. Sophie Habsburg ya da Hanover Prensesi Alessandra de Osma çanta tasarlıyor. Büyük amcasının hikayesi ‘The English Patient’ filmine ilham veren asilzade Paul-Anton Esterhazy, parfüm markası Estoras’ın arkasındaki isim. Tıpkı Esterhazy gibi, İspanya’dan Huescar Dükü Fernando Fitz-James Stuart ve eşi Sofia Palazuelo da parfüm markası çıkardılar. Örnekler her geçen gün artıyor.
‘Nepo-baby’, ebeveynlerinden biri ünlü ve başarılı olduğu için kendisine sahnede yer açılan kişiler için kullanılan bir terim ve sinemadan müzik sektörüne, tanıdık pek çok yetenek bu ayrıcalıkları sebebiyle önyargıya tabi tutuluyorlar. Bu isimlerden Julia Roberts’ın yeğeni olan aktris Emma Roberts bir röportajında, “Aslında nepo-baby’ler, bulundukları yeri gerçekten hak ettiklerini göstermek ve kendilerini kanıtlamak için iki kat çalışmak zorundalar” demişti. Sosyal medyada birer ‘aristo-influencer’a dönüşen eski ve yeni nesil asiller de şimdi aile tarihleri, zevk ve duruşlarıyla aslında bir testten geçiyorlar. Hangisi Marie-Antoinette’in mirasıyla yarışabilecek, her beraber izleyip göreceğiz.