“Yaşlanmak bir hediyedir. Bence nasıl isterseniz öyle yaşlanmalısınız. Kadınlara yaşlanmanın iyi bir şey olduğunu anlatmaya yardımcı olmak istiyorum çünkü yaşlanma kadınlara bir ceza gibi sunuluyor ve bu doğru değil.” Bu ilham verici alıntı, geçtiğimiz günlerde 92 yaşında hayata gözlerini yuman feminist yazar ve düşünür Gloria Steinem’a ait. Hayatını kadın-erkek eşitliğine adayan Steinem, olgun yaştaki kadınların şu sıralar medyada gittikçe görünürlük kazanmaları ardındaki kök etkenlerden biri sayılabilir.

80 yaşında dergi kapakları ve moda fotoğraf çekimlerine poz veren Charlotte Rampling, 77 yaşında Loewe markasının reklam yüzü olan Sissy Spacek, 72 yaşında Balenciaga moda evinin yüzü olan Isabelle Huppert… Toplumda olduğu gibi popüler kültürde de uzun yıllar görünmez muamelesi gören olgun kadınların değerleri ve yeni nesilleri etkileme güçleri adeta yeniden keşfedildi ve işte, ilk yankıları tıpkı bu sinema sanatının yaşayan efsanelerinin gündemi meşgul etmeleri gibi dalgalar halinde genele yayılarak farklı alanlarda güçlenerek hissediliyor.

Güzellik endüstrisine hicivsel bir yaklaşım getiren 2026 yapımı The Beauty’de rol alan 74’lük Isabella Rossellini bir sahnede şu repliği tekrarlıyor: “Bütün hayatımı güzelliğin, mükemmelliğin, diyetlerin, antrenörlerin, iğnelerin, neşterlerin, iksirlerin, temizleyicilerin peşinde geçirdim, bunların beni iyi hissettireceğini sanıyordum… Güzelliğin hiçbir şeye cevap olmadığını öğrendikten sonra, hayatımda hiç olmadığım kadar mutlu oldum.” Rossellini’nin bu sözleri, adeta kendi hayatından izler taşıyor. İtalyan aktris, 1995 yılında Lancôme tarafından 42 yaşında elçilikten emekli edilmiş, ancak kozmetik devinin bilinçlenen dünyaya ayak uydurmasıyla, 2016 yılında, 63 yaşında yeniden markanın kampanyalarında belirmişti. Aynı dönemde Amerikalı yazar Joan Didion, Céline markası için Juergen Teller’e tüm kırışıklıklarıyla poz vermiş, egzotik stiliyle tanıdığımız ‘grandfluencer’ Iris Apfel MAC ve H&M ile işbirliğine gitmiş, Lauren Hutton ise Calvin Klein iç çamaşırlarının yüzü olmuştu.
Bu kırılımın 2026 yılına ait örnekleri olarak Londralı kült mağaza Liberty’nin Noel kampanyasında Jones Road makyaj markasını tanıtan 60 yaşındaki aktris Helena Bonham-Carter ve Charlotte Tilbury’nin yeni yüzü olan 70 yaşındaki Jerry Hall gösterilebilir.

Body Positivity akımı, konvansiyonel güzellik standartlarının dışında kalan farklı vücut tiplerine sahne hakkı tanımış, sonuçta Carmen dell’Orefice ve Maye Musk gibi cerrahi operasyonların ardında yaşlarını saklamayan mankenleri de geniş kitlelere hatırlatmıştı. Tüm bu örneklere rağmen Ageism ve genç görünüm dayatmasının etkileri, hiç birimizin yakasını henüz bırakmış değil. Tıpkı Demi Moore’un 2024 yapımı ‘The Substance’ filminde konuyu çarpıcı oyunculuğuyla dışa vurması ve ardından kilosuyla sosyal medyanın acımasız eleştirilerinden korunamamasında olduğu gibi.

Peki, Chanel defilesinin açılışını yapan 50 yaşındaki zarif manken Stephanie Cavalli’den Giorgio Armani’nin 2026 Sonbahar reklam yüzü olan 57 yaşındaki Christy Turlington’a, orta ve ileri yaştaki kadınların son zamanlarda kazandıkları bu muazzam görünürlük sadece bilinçlenmenin bir işareti mi? Saygın moda eleştirmeni Robin Givhan’a göre cevap; hayır. Givhan, geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı makalede bu kadın nüfusunun güçlü bir harcama gücüne sahip olduğunu ve bu sebeple kapitalizmin ürünü olan moda, lüks ve kozmetik sektörlerinin radarlarında net görünürlük kazandıklarını hatırlatıyor. Hatta kendisi, zamanın neredeyse hiç dokunmadığı ya da birkaç gri saç teliyle adeta sıyırdığı, genetik olarak ayrıcalıkları aşikar olan kadınların hâlâ ulaşılmaz bir güzelliği temsil ettiğini savunuyor. Söylediklerinde doğruluk payı olmakla beraber, yaşlanmanın belirtilerini saklamayan kadınların doğal güzelliklerini sergiledikleri örnekler de artıyor; tıpkı 81 yaşında Outhouse mücevher markasının yüzü olan, hayatın yüzünde bıraktığı izleri gururla taşıyan, Hint asıllı Belçikalı tasarımcı Isla ‘Loulou’ Van Damme gibi.

Medyanın çeşitliliği benimserken, her yaş ve vücut tipinden kadını kutladığı ve Gloria Steinem’ın feminist mirasının günlük hayatta fiilen yüceldiği bir gelecek dileğiyle…