Yapay zekanın durdurulamaz yükselişine inat, insan emeği, yaratıcılığı ve el işçiliğini yücelten bir sergi. Homo Faber, Cenevreli kar amacı gütmeyen kuruluş Michelangelo Foundation tarafından 2016 yılından beri bienal olarak düzenleniyor ve 1-30 Eylül arası görülebilecek olan dördüncü edisyonu An Island of Light (Işıktan bir Ada) temasıyla gerçekleşiyor. Bienalin küratörlüğünü, bu edisyonda Es Devlin üstleniyor ve İngiliz sanatçı, 70 ülkeden 500’den fazla zanaatkarın hazırladığı 700 objeyi, Venedik’in San Giorgio Maggiore adlı adacığında buluşturuyor.

Ziyaretçileri farklı etap ve yerleştirmeler ile sergiye buyur eden Devlin, önce A Language of Hands (Ellere Ait Bir Dil) adlı enstelasyonda bir sanatçı atölyesini canlandırıyor ve multimedya projeksiyonları ve ses efektlerinden faydalanarak, insanın düşünme ve yaratma sürecine dair süreçlerine ışık tutuyor. Renkler, dokular, malzemeler… Her bir etken, serginin ziyaretçi üzerinde bıraktığı iz ve altını çizdiği ‘insan yapımı’ olgusuna vurgu yapıyor. Aslında bir manastıra ait olan ve Homo Faber’e özel kurgulanan adacıkta, Devlin’in imzasını taşıyan ‘A Great Turning’ adlı devasa kinetik bir disk olan eser, içine yerleştiği kilisenin avlusundaki havuzdan, hareket halindeki metalik yüzeyiyle yansıma oyunlarına yol açıyor.

A Rainbow of Forms (Şekillerden Bir Gökkuşağı) adlı yerleştirmede türlü objeler ile renk olgusu ele alınıyor ve aynalar kaleydoskop etkisi yaratıyor, An Alphabet of Objects (Objelerden Bir Alfabe) ile rotasyon halindeki raflarda yer alan tasarımlar, ışık kullanılarak duvarlarda yansımalar yaratıyor ve Es Devlin, burada hiyeroglif ve grafiti gibi iletişim formlarına gönderme yapıyor, A Luminous Ark’ta (Işıltılı Bir Gemi) ise Çinli sanatçı Wen Quiwen’in kuş formlu kağıttan heykelleri tavanları süslüyor. Jaipur dokuması halılar, Fransız sanatçı Jacques Monneraud imzalı karton görünümü verilmiş seramik vazolar, İngiliz sanatçı Ann Carington’ın antika pazarlarından topladığı gümüş çatal, bıçak ve kaşıklardan hazırladığı heykeller… Devlin’in kürate ettiği yetenekler arasında Burçak Bingöl ve erime izlenimi verdiği seramik ‘Neither Fix Space Nor Bind Time’ adlı eser ise elbette göğüslerimizi kabartıyor.

Homo Faber, bu yıl markaların pazarlama çalışmalarının fazlaca öne çıktığı Milano’da gerçekleşen Salone del Mobile’nin aksine, bütüncül ve sanatsal yaklaşımıyla zanaat ile sanatın nasıl kesiştiğine dair daha organik bir deneyim sunuyor. Michelangelo Foundation’ın ortak kurucusu, Richemont lüks ürün grubunun Yönetim Kurulu Başkanı Johann Rupert olduğu için Homo Faber’de lüks markalara da görünürlük sağlanıyor - ancak kurgunun güzel yanı sahnenin zanaatkarlara bırakılıyor oluşu. Örneğin Vacheron Constantin ‘Feathersnake’ saat tasarımında iş birliğine gittiği kuş tüyü zanaatkarı Julien Vermeulen’in ustalığına ışık tutuyor ya da Cartier farklı projelerde çalıştığı heykeltıraş Etienne Raysac ile ahşap oymacılığına dair temsili bir atölye düzenliyor.

Murano cam işçiliği, Burano dantelleri, el yapımı deri ayakkabılar, ahşaptan kumaşa uzanan farklı malzemelerde ustalıklar… Tarihte İpek Yolu’nun önemli bir durağı olan liman kenti, film festivali ve bienaline ek olarak bir kez daha haritada parlıyor. Peki, benzer öneme sahip zanaat merkezi İstanbul ya da küçük kardeşi İzmir, neden böylesi organizasyonlarda tüm dünyayı buluşturmuyor? Vizyon, profesyonellik ve iş etiğini buluşturacak bir yatırımcı aranıyor…