Bugünkü köşe yazımın konusu yeni bir kitap ve bir yazar.
Bir arkadaşımın, sevdiğim bir dostumun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti eğitim ordusunun saygın ve onurlu bir neferi; Kendisine emanet edilen genç beyinleri, ülke çıkarları, Atatürk devrim ve ilkeleri, laiklilik, hukuk devleti, Cumhuriyet kazanımları doğrultusunda, ülke sevgi ve sevdası ve Cumhuriyet ülküsüyle şekillendirerek Türkiye’nin geleceğine katkı koymak adına eğiten, Türkiye Cumhuriyeti Devleti eğitim ordusunun aydın bir neferi, kurumsal yöneticisi, aynı zamanda gazetemiz Yeni Bakış’ın köşe yazarı olan, daha önce yayınlanmış ”Türküler Susmaz (Öykü), Bir Başka Köşeden (Köşe yazıları), Tipi (Öykü), Arap Kızı (Roman), Şevket ve Ben (Roman), Sultan (Roman), Mülteci, Nasıl Bir Eğitim, Memleket Sevdası, Ey Aşk, Türkiye’de Türkler, Bizim Köy ve Başarının Altın Kuralları” adlı 13 eseri bulunan, 14. eseri “Dımılı” adlı yeni kitabını yayımlayan Gündoğdu Yıldırım’ın bu kitabını tanıtmaya çalışacağım.
14. kitabı “Dımılı”nın tanıtım metninde şöyle diyor eserin sahibi dostum Gündoğdu Yıldırım: “Toroslar’ın rüzgarı sert eser; dağ köylerinde hayat, taş kadar ağır, su kadar berraktır. Yoksullukla yoğurulmuş topraklarda büyüyen gençler, çocukluktan delikanlılığa bir gecede geçer. İşte Dımılı da böyle bir eşikte durur. Kahvehanenin dumanlı neşesi ile savaşın soğuk gerçeği arasında, henüz kendini tanımadan hayata meydan okumaya kalkışan bir genç.
“Askere çağrılan Dımılı”
2. Dünya Savaşı’nın gölgesi Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar uzanırken, askere çağrılması Dımılı için yalnızca bir görev değil, kaçtığı sorumluluklarla yüzleşme anıdır. Yedi yıl cephelerde savaşmış, Çanakkale ve Sakarya’yı görmüş bir babanın sessiz gururu ile kendi hoyrat özgürlüğü arasında sıkışır. Bir yanda Cumhuriyet’in yeni yüzü, değişen harfler, değişen dünya, diğer yanda köyün kadim alışkanlıkları, yoksulluğun inadı ve gençliğin taşkınlığı…
Askere uğurlandığı gün, ardında annesinin titreyen duasını, babasının kelimelere dökülmeyen bakışını ve yarım kalmış bir sevdayı bırakır. Önünde uzanan yol, yalnızca Eskişehir’e değil, bilinmezliğe, belki de kendi içindeki karanlığa çıkar. Dımılı, o yola adım attığında henüz farkında değildir. Bazı yolculuklar insanı geri getirir, bazıları ise onu büsbütün değiştirir. Dönüşte aynı Dımılı mı olacaktır, yoksa köyüne bambaşka bir kader ile geri mi dönecektir?
Dostum Gündoğdu Yıldırım’a, hem yazın hayatı, hem de eğitim ordusundaki çalışmalarında başarılar diliyorum.