Su ve tarım konusundaki her yazımın başında ve sonunda defalarca vurguladığım gibi su, tüm evren için, evrende yaşayan tüm canlılar için yaşamsal. Bana göre işin özü bu, tarımsal üretim de “Olmazsa olmaz”ımız.

İklim değişikliğinin ve yarattığı olumsuzlukların her geçen yıl daha sert hissedildiği günümüzde, İzmir’in su, tarım ve üretim gerçeği, üretim geleceği konuları, önceki ay Alsancak’taki Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen bir toplantıda çok geniş kapsamlı bir şekilde değerlendirildi.

Çok geniş katılımlı gerçekleştirilen ve içeriği su yönetimi, tarımsal sulama, yer altı su kaynaklarının durumu olan, toprak sağlığı ile kalkınma arasındaki ilişkinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınıp irdelendiği toplantıda konuşan ve konu ile ilgili ayrıntılı bilgi veren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 2025 yılında özellikle İzmir özelinde ve Türkiye genelinde, son 52 yılda görmediğimiz anlamda yaşadığımız kuraklık ve bunun sonucu oluşan su krizini, bu yılın şubat ayından bu yana yağan yağmurlarla sıfır noktasından “Fena değil” diyebileceğimiz noktalara gelen İzmir barajlarının durumunu değerlendirirken, “2025 yılının beklenenden çok daha kurak geçtiğine işaret ederek İzmir’in bugün, yer altı sularının kontrolsüz kullanımının ciddi riskler taşıdığına, kaçak ve ruhsatsız açılan kuyuların her geçen gün arttığına, salma sulama gibi vahşi sulama yöntemleri, bilinçsiz gübreleme ve hatalı ilaçlama nedeniyle toprakların organik yapısının zayıflayarak artan şekilde bozulduğuna, tuzlanma ve asitlenme sorunlarının giderek arttığına işaret ederek İzmir’in bugün bir numaralı sorununun su olduğunun altını kalın çizgilerle çiziyor, yukarıdaki satırlarda da belirttiğim gibi 2026 şubat ayından bu yana yağan yağmurların tarımsal üreticiyi, bizleri ve İzmir halkını rahatlattığını vurguluyordu.

Toplantının devamında aldığım notlara bakıyorum. Ortaya konulan veriler ve bunlardan elde edilen bulguların irdelenmesinden bende kalanlar, özellikle tarımsal üretimin süreklilik arz etmesi zorunluluğu, toplumsal yaşamın tüm alanları anlamında yaşamsal önem taşıyor.

Sanayi, tarım ve hayvancılıkta üretimi sürdürmek, hatta artırarak sürdürmek zorundayız. Çocuklarımızın iyi eğitim alabilmesi, insanlarımızın yeterli sağlık hizmetlerine erişebilmesi, ancak ve ancak her anlamda kalkınmasını tamamlamış bir ülkenin sağlayabileceği olanaklarla mümkün.

O nedenledir ki, su ve tarım meselesinin aynı zamanda bir kalkınma meselesi olduğu gerçekliği, bana göre altı kalın çizgilerle çizilmesi gereken bir konu.