Dünyada gıda güvenliği, güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen yaşamsal konu. Ve artık geldiğimiz bu noktada bu durum öyle bir konumda ki, gıda güvenliği; gıda arzını veya komşu nüfusun beslenme şeklini kontrol edebilen ülkelerin, jeopolitik olarak daha avantajlı konuma sahip oldukları, diplomasinin bir parçası haline gelen gıda güvenliği ile ulusal güvenliğin birbiriyle ilintili olduğu, gıda güvenliğinin savunma ve dış politika planlamasının kalıcı bir parçası, ülkelerin beka meselesi haline geldiği de yadsınamaz bir gerçek.

Konu ile ilgili Anadolu Ajansı’nın geçtiğimiz aylarda yayınlanan, Afrika’dan Asya’ya, Latin Amerika’dan Avrupa’ya uzanan gıda güvenliği krizini, haritalar ve yapılan analizler üzerinden ele alıp irdeleyen ayrıntılı dosya raporunu inceliyorum. Raporun içeriğinde 2030 yılında dünyada 512 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya kalacağı öngörülüyor.

Şöyle dönüp ardıma bakıyorum, 50 yıl öncesin anımsıyorum. Yıl 1974, dönemin Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın Roma’da düzenlenen Gıda Konferansı’nda bugün her an güncelimiz olan gıda güvenliği konusunda sarf ettiği “10 yılda hiçbir çocuğun aç uyumayacağı”, “Hiçbir ailenin ertesi günün ekmeği için kaygı duymayacağı” ve “Hiçbir insanın geleceğinin ve yeteneklerinin yetersiz beslenme nedeniyle körelmeyeceği”ne dair sözlerinin, açıklamalarının üzerinden 50 yıldan fazla zaman geçmiş.

Bugüne dönüp bakıyorum, Birleşmiş Milletler’in (BM) Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) öncülüğünde yayınladığı ve içeriğinde, bugün dünya genelinde ortalama 673 milyon kişinin hala aç olduğuna ve yaşanılan yoksunluklar nedeniyle dünyada yaklaşık her 4 çocuktan birisinin büyüme geriliği yaşadığına, gıdanın 21. Yüzyıl’da “Jeopolitik baskı aracı” haline geldiğine ve gıda arzındaki kırılmaların siyasi ve ekonomik istikrarsızlık riskini artırdığına, artan fiyatların, arz kesintileri ve ithalata bağımlılığın ülkelerin iç istikrarını ve dış politika tercihlerini etkilediğine, savaşların, yaptırımların, ticari kısıtlamaların ve bugün bire bir yaşamakta olduğumuz iklim krizinin, milyonlarca insanın gıdaya erişimini zorlaştırırken, ortaya çıkan tablonun da bölgesel haritalar üzerinden çok daha net okunabildiğine vurgu yapan “Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu 2025” adlı raporun verilerine bakıyorum, aradan 50 yıl geçmiş, bırakalım iyileşmeyi, durum feci kere feci.

Son tahlilde; Küresel gıda sistemi, ağırlıklı olarak üretim miktarını artırmaya odaklanırken gıdanın besin değeri ve bunun halk sağlığı ve ekosistem üzerindeki sonuçları ile adil dağıtım sistemini göz ardı ettiği, her yıl ortalama 600 milyon insanın güvenilir olmayan gıdadan etkilendiği ve 420 bin kişinin bu nedenle yaşamını yitirdiği, üstelik bu tahminlerin düşük ve orta gelirli ülkelerde tanı ve bildirim eksikliği nedeniyle daha da yüksek olabileceği, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün raporlarında da altı çizilmiş, bilinen bir gerçekken bu köşenin yazarı olarak kendi adıma, yerküre üzerinde yaşayan bir birey olarak durumun vahametinden endişe duymamak mümkün değil” diyorum.