Siyasal zenginliğimizin en büyük göstergesi, çok olan siyasi parti sayımızdır.

Kimi muhafazakardır, sınırda kalır, kimi siyasi İslamı savunur, kimi Amerikan karşıtıdır.

Kimi Demirelci, kimi Ecevitçi, kimi Erbakancıdır.

Bahçeli’ye karşı olup Türkeş’e biat eden partiler vardır.

Menderes’in hatırasına sahip çıkanlar, Hizbullahçılar, PKK’ya kol kanat gerenler, ülkeyi Küba’ya döndürmek isteyenler, Kıblesi Tahran’a dönük olanlar, ülkeyi gençler yönetsin diyenler…

Hepsi, bu ülkenin siyasi yelpazesinde hesap kitap yapmadan iktidar hayali kurarlar.

Çok partili düzenden fazla partili düzene geçişimizin muhasebesi ise yapılmamıştır. Bu partilerin görkemli genel merkezleri, il ve ilçe binaları vardır. Bu partiler içinde ülke uyuşturucu batağına düşmesin diye idealist insanlardan destek alan partiler vardır.

Seçim söylentileri başladığında bu sayı artar. Kırılmalar, bölünmeler yaşanır. Siyaset sahnesine yeni isimler çıkar ve umudun ve vaadin her türlüsü görülür.

Bunu önleyen bir yasal düzenleme yoktur. Rahmetli dostum Tayyar Şafak, TRT Haber Dairesi Başkanlığı’ndan emekliye ayrıldıktan sonra köşe yazarlığı yaptığı Bulvar Gazetesi’nde dönemin Başbakanı Turgut Özal’la ‘dalgasını geçmek’ için 21 Temmuz 1986’da Büyük Anadolu Partisi’ni kurdu, kağıt üzerinde üyeleri vardı ve yasal olanakları kullanarak, propaganda döneminde her akşam parti lideri sıfatıyla TRT ekranına çıkıp Özal’a verdi veriştirdi.

Özal’ın kızı Zeynep, baterist Asım Ekren’le evlenmişti ve tartışmalı işadamı Zeki Küçükberber de kendilerine Jaguar marka bir otomobil hediye etmişti. Şafak, partisinin amblemi olarak da davulu delen Jaguar motifini kullanmıştı. Parti “Davulu Delen Jaguar Partisi” olarak anılmaya başlandı. Davulu Delen Jaguar motifi de partinin amblemiydi. Ve ilginci bu partinin Tayyar Şafak dışında ortada görünen ikinci kişisi yoktu.

Tayyar Şafak’ın kurduğu parti iktidar heveslisi değildi ama amacına ulaşmıştı. Nitekim bir yıllık ömrünü tamamlamadan 13 Ekim 1986’da kapandı. Şafak, ömrünün sonuna kadar da davulu delen jaguar motifli o rozeti yakasından çıkarmadı. Bugün böyle bir olanak yeni partiler için var mı, tartışılır.

Belediye operasyonlarına ters bakış

Merkezi hükümet, muhalefet taktiği olarak CHP’li belediyeleri ‘silkeleme’ yöntemi uyguluyor.

Bu, ayan beyan ortada. Taktiğe dönüşen bu yöntem, ödenekleri çeşitli bahanelerle kısma ve teftiş operasyonlarıyla zirve yapmış durumda.

Artık CHP’li belediye başkanları ‘Bizim kapımız ne zaman çalınacak?’ diye bekliyor.

Teftiş sonrası yapılan alelacele açıklamalar, hemen bir ‘yolsuzluk algısı’ yaratıyor. Usulsüzlük suçu bile yolsuzluk olarak lanse ediliyor.

Belediyelerin işleyişinde usulsüzlükler elbet olabiliyor. Doğrudan temin yoluyla alım yapmak, ruhsatlamada gözden kaçan durumlar, imar düzenlemelerindeki hatalar, bütün belediyelerin fıtratında yer alan olumsuzluklardır. Bütün bunlar, her siyasi partiden kişilerin yer alabildiği belediye meclislerinde tartışılarak karara bağlanan hatalardır.

Biz, bütün belediye başkanlarının hem hukukçu, hem mimar, hem hekim, hem inşaat mühendisi, hem mali müşavir, hem de yönetim uzmanı olmasını bekliyoruz. Böyle bir dünya yok. Re’sen alınan kararlarda bu gerçeğe dayalı gözden kaçmalar olabiliyor.

CHP’li belediyelerin ‘silkeleme’ uygulaması nedeniyle yaşadığı mali zorluklar, zaten sağlıklı bir yönetim sunulmasına büyük engel. Merkezi hükümet, bunu iyi biliyor ve kozunu kullanıyor.

Operasyonlar, mali koşullar düzelmedikçe devam eder. Her operasyon, hizmetin de aksayacağı anlamına gelir ki, böyle bir şeyde ısrar etmenin vatandaşa kötülük etmek olacağı gerçeği apaçık ortadadır.

Bazı başkanların, AK Parti’ye geçmelerindeki temel neden de işte o operasyonlara karşı dirençlerini kaybetmiş olmaladır.

Hep gündemde kalanlar

Bazı siyasi isimler var ki, siyasetten elini ayağını çekse de yine gündemde kalmayı başarıyor.

Mehmet Ağar, Fikri Sağlar, Bülent Arınç, Mehmet Sevigen, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Ertuğrul Günay, Cemil Çiçek, vs…

Anlaşılan o ki, millet siyasette biraz renkli ya da siyaseti renklendiren isimleri arıyor.

Yaptıkları o kadar önemli değil. Yaparken sergiledikleri daha çok ilgi çekiyor.

2026 Türkiye’sinde böyle bir tablo yok.

Olmayışına üzülelim mi, sevinelim mi, o ayrı konu…