Bazen gece herkes uyuduğunda, salonun ortasında bir süre öylece kalıyorum. Televizyon kapalı oluyor, oyuncaklar yere dağılmış oluyor, mutfakta yıkanmayı bekleyen birkaç tabak kalıyor. Sessizlik var ama insanın kafasının içi susmuyor. O anlarda düşünüyorum; bir kadının aynı anda hem anne, hem çalışan, hem eş, hem de “iyi olmaya çalışan biri” olması gerçekten ne kadar zor.
Anne olmak çok güzel cümlelerle anlatılıyor. Öyle de zaten. Kızımın yüzüne baktığımda dünyadaki her şeyi unutuyorum. Ama kimse size bunun ne kadar yorucu bir sevgi olduğunu tam anlatmıyor. Hele ki bunu çok fazla destek almadan yapıyorsanız… İşte o zaman insan bazen kendi hayatının içinde kaybolmuş gibi hissediyor.
Sabah uyanıyorsunuz, daha gözünüzü açmadan bir mesai başlıyor. Bebek ağlıyor, ev dağınık, yetişmesi gereken haberler var, telefon çalıyor, bir yandan çamaşır makinesi ötüyor. Sonra biri size dönüp “Ama sen bütün gün evdesin” diyebiliyor. İşte en çok o cümle yoruyor insanı. Çünkü görünmeyen bir emek var annelikte. Sürekli tetikte olmak, sürekli düşünmek, sürekli bir şeyi eksik yapıyor olma korkusu…
Ben son zamanlarda şunu fark ettim; annelik biraz da vicdanla savaşmakmış. Bebeğinizle ilgilenirken işinizi aksattığınız için suçlu hissediyorsunuz. İşinizi yaparken de bebeğinizin yanında olmadığınız için… Kendinize vakit ayırınca “acaba kötü anne miyim” diyorsunuz, ayırmayınca da yavaş yavaş tükeniyorsunuz.
Bir de sosyal medyanın “kusursuz anne” baskısı var. Evi hep düzenli, bebeği hep mutlu, kendisi hep bakımlı kadınlar… Gerçek hayat öyle değil. Gerçek hayatta bazen saçınızı taramaya bile vaktiniz olmuyor. Bazen öğle kahvenizi akşam içiyorsunuz. Bazen sadece yatağı toplamak bile büyük başarı gibi geliyor.
Ama galiba annelik biraz da tam olarak bu. Mükemmel olmak değil, her şeye rağmen devam edebilmek. Uykusuzken de sarılabilmek. Yorulunca da sevebilmek. Ağladıktan sonra yeniden ayağa kalkabilmek.
Ben artık kendime daha dürüst davranmaya çalışıyorum. Yorulduğumu kabul ediyorum. Yardıma ihtiyaç duyduğumu da… Çünkü kadınların her şeyi tek başına yapmak zorundaymış gibi hissettirilmesinden yoruldum. Güçlü kadın olmak bazen her şeyi sırtlamak değil, “Ben de zorlanıyorum” diyebilmek bence.
Ve şunu da öğrendim; dağınık bir ev toparlanıyor, yetişmeyen işler bir şekilde halloluyor ama insanın ruhu yorulunca toparlaması daha uzun sürüyor. O yüzden bazen kızımı uyuttuktan sonra bir kahve yapıp kitap okuyorum. Bazen deniz kenarında birkaç sayfa okumak bile bana kendimi yeniden hatırlatıyor. Çünkü anne olduktan sonra insanın kendisini kaybetmemesi de gerekiyor.
Belki de en zor kısmı bu.
Hem anne kalabilmek, hem kendin olabilmek.