Bugün, 19 Mayıs 2026. Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum sancılarının hissedilmeye başladığı ve ulusal Kurtuluş Savaşı meşalesinin yakıldığı, tarihsel anlamı büyük dönüm noktasının, 19 Mayıs 1919’un 107. yıldönümü, kutlu olsun…
Yirminci Yüzyıl’ın başında, çağının en güçlü silahlarıyla teçhiz edilmiş donanma ve ordularıyla, hem denizden hem karadan Anadolu’yu, 1000 yıllık ata yurdunu işgal eden emperyalistler ve onların maşalarının karşısına, bir duvar gibi çıkarak Anadolu’yu örgütleyen, Amasya’dan Erzurum’a, Sivas’tan Ankara’ya uzanan ve milli iradeyle birleşerek esarete karşı topyekün bir direnişe dönüşen, yalnızca bir kurtuluş mücadelesi değil, aynı zamanda bir ulusun kendi kaderini yeniden tayin etme kararlılığının ve bağımsızlık iradesinin çok güçlü bir ifadesi olarak tezahür eden 19 Mayıs kutlu olsun.
İlk olarak 25 Nisan 1915’te, dünya harp tarihinde eşine az rastlanan Çanakkale muharebelerinde yarbay rütbesiyle ortaya çıkan, 38 yaşında yanında kendisine inanan bir grup silah arkadaşı ve arkasında ayağa kalkan milletinden başka dayanağı olmadan, her evresi düşünülmüş, hazırlanmış ve yönetilmiş bir hareket, bir var oluş mücadelesi olan Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlatan, Anadolu’da tek tük yanan çoban ateşlerini, emperyalizmi yıkıp geçen dev bir orduya dönüştürerek bağımsızlık ateşini yakan, “Anadolu’yu işgal ederek yarattıkları haksız-hukuksuz-vahşi işgalle Türk Ulusu’nu bu topraklarda boğmak isteyenleri Anadolu’dan kazıyıp atan”, Çanakkale’de durdurup, İzmir’de denize döken, kazanılan zaferle tarihin akışını değiştiren, en müsait olmayan koşullarda, İstanbul işgal altındayken bile, dönemin padişahının ikamet ettiği Dolmabahçe Sarayı önlerine demirleyen işgal donanmasına bakarak “Geldikleri gibi giderler”, en kanlı çarpışmaların yaşandığı cephe savaşlarında emrindeki askere “Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum” diyebilen, “Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir” diyecek kadar savaşa ve keyfi-çıkara dayalı savaşlara karşı olduğunu, savaşın yalnızca zorunlu ve hayati hallerde vatan savunması durumlarında yapılmasının gerektiğini söyleyecek kadar da gerçekçi olan, bu ulusun sönmeyen ateşi Yüce Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde ve onun silah arkadaşlarının gözetiminde gerçekleşen harekatla Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum sancılarının başladığı ve Ulusal Kurtuluş Savaşı meşalesinin, işgalci emperyalistlere karşı bir milletin kurtuluş meşalesinin yakıldığı günün adı, Türk Ulusu’nun tarihi için bir dönüm noktası olan 19 Mayıs kutlu olsun.
19 Mayıs 1919…
Dönemi tarif etmeye gerek yok… Şartlar belli… Şartlar o kadar kötü ki… Vatan işgal altında. Büyük kurtarıcı, yüce Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’un sonunda Türk gençliğine hitap ederken dediği gibi, memleketin bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış… Memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş… Ülkede yaşayanların bazıları kendi şahsi emellerini müstevlilerin emelleriyle tevhit etmişler… Yani vatana ihanet ediyorlar…
Vatan işgal altında…
Dönemin Osmanlı Hükümeti, vatan işgal altındayken sessiz kalıyor. Koşullar ne kadar kötü olursa olsun, şu unutulmamalıdır ki, elinde sancakla meydana çıkıp “Özgür olmayanların savaşı makbul değildir” diyerek haykıran, “Elinizde silahınız yoksa düşmana taş fırlatın” diyerek, bu haksız-hukuksuz-vahşi işgale karşı karanlığı aydınlatan, efelerin “Baba” dediği dönemin Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi felsefesinde olan bizler, 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinde düşmana karşı ilk kurşunu atarak şehit olan, Yörük Ali Efe’ler, Kara Fatma’lar, Şahin Bey’ler, Karayılan’lar, Tayyar Rahime’ler Gördesli Halime’ler, Nazife Kadın’lar, cephede Kurtuluş Savaşı kıyasıya sürerken köyün taş fırınını bir cephanelik gibi 24 saat açık tutarak cephede savaşan askere ekmek yetiştiren, kundaktaki bebesini sırtında taşıyarak cepheye koşarken bakışlarıyla zaferi gözlerinde taşıyan kadınlarımız olduğu sürece, bu ülkede tek kalsak da, düşman çizmelerinin vatan topraklarını kirletmesine önlemek, bedeli ne olursa olsun namus borcumuzdur.