Bir anne-babanın; “Ben evlâdımı imam hatip lisesine, meslek lisesine, üniversiteye gönderdim. Böylece üzerime düşen vazifeyi yaptım!” diyerek bir kenara çekilmesi ve evlâdının terbiyesi hususunda geri planda kalması, asla ve asla doğru bir hareket değildir. Anne-baba evlâdını hem imam hatip lisesine gönderecek hem de evladının kimlerle arkadaşlık ettiğini daima kontrol edecek. Zira hadis-i şerifte; “Kişi dostunun dini üzeredir. (İnsan, en yakın arkadaşlarının inançlarından ve yaşam tarzından etkilenir.) Yani kimlerle vakit geçiriyorsan, zamanla onlara benzemeye başlarsın. Onun için her biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin!” buyrulmuştur. Hz. Mevlânâ da; “Kiminle dostluk, kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin. Zira bülbül güle, karga çöplüğe götürür.” der.
Bu hususta Peygamberimiz (sav)’in şu emrini bir düşünmeliyiz: “Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Amir, memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.”
Hakikaten çoban, güttüğü sürünün her şeyine vakıftır, onların hâllerinden anlar. Çoban sürüsünü otlak yerde otlatır, orada dinlendirir, orada gıdalandırır. Kurak yere sürmez. Yani anne-baba da evladına helal gıdalar vermeli, helal gıdaları alabileceği mekânlara götürmelidir. Yani ana-baba kazançlarını helal yollardan kazanmalı ve çocuklarına da o helal lokmalardan, gıdalardan yedirmelidir. Şayet bir anne ve baba daha bekâr iken haram lokmalarla, şerlerle beslendi ise evlendikten sonra haramlarla beslenmiş olduğundan dolayı doğacak olan çocuğa bu sirayet eder ve çocuklar saygısız, itaatsiz olurlar.
Çoban, sürüsünü canavarlardan korur. Demek ki bir anne-baba da evladını günün şerlerinden (Allah’ın haram kıldığı şeylerden, uyuşturucudan, internetin yanlış sokaklarından, manasız sosyal medyadan) koruyacak. Yani Allah’ın haram kıldığı şeylerden sakındıracak, Allah’ın helal kılmış olduğu şeylerle besleyecektir. Çoban, hasta olan bir kuzuyu dahi kurtlara bırakmaz, kucağına alır, sürüye dahil eder. Anne-baba evladına namazı telkin ettiği gibi merhameti ve şefkati de öğretecektir. Çünkü merhamet, imanın meyvesidir. Anne ve baba o meyveyi hem kendisi yiyecek hem de çocuğuna yedirecektir. Çoban bazen önden bazen arkadan gelerek daima mesul olduğu sürüyü kontrol eder. Çünkü gönül boşluk kabul etmez. Şayet biz evladımızın gönlünü Allah korkusuyla, Peygamber aşkıyla ve Kur’an sevdasıyla dolduramazsak, Allah muhafaza buyursun, bizim dolduramadığımız o boşluğu yabancılar, sosyal medya ve şeytan doldurur. Velhasıl evlatlarımızın güzel bir istikbale sahip olmalarını istiyorsak, onları salih ve saliha kimseler olarak yetiştirmeliyiz.
Meselâ, namaz kılma çağına gelmiş bir evladı sabah namazına kaldırmamak merhamet değil, merhametsizliktir. Acımak değil, acımasızlıktır. Bir hadis-i şerifte; “Çocuklarınızı üç hususta yetiştirin: Peygamber sevgisi, ehl-i beyt sevgisi, Kur’ân kıraati, Allah sevgisi.” buyrulmuştur. Bugün maalesef yabancı kültür istilası çocuklarımızın kalplerine musallat olmaktadır. Hz. Mevlânâ; “Peygamber’in irfan sofrasından başka bir sofraya gidenin boğazını kemik yırtar ve deler. Kim Peygamber’in sofrasından başka bir sofraya giderse bil ki şeytan onunla bir kâseden yemek yer. Kim onun komşuluğundan kaçarsa şüphe yok ki şeytan ona komşu olur. Kim onsuz uzak bir yola giderse şeytan onun yol arkadaşı olur. Şeytan vesvese verir. Ey şefkatli dost, Kur’ân şeytanın, kendisine uyanların hem mallarına hem evlatlarına ortak olacağını bildirmiştir.” demiştir.
Hz. Âdem (a.s.)’ın cennetten çıkarılmasına sebep olan temel olay, Allah’ın yasak kıldığı bir ağacın meyvesinden yemeleridir. Allah, Hz. Âdem ve eşi Havva’ya cennette diledikleri gibi yiyip içebileceklerini ancak yasak ağaca yaklaşmamalarını emretmiş ve yaklaşmaları hâlinde Allah’ın emrine uymadıklarından dolayı zalimlerden olacaklarını bildirmiştir. Şeytan, Hz. Âdem ve Havva annemizi bu ağaçtan yemeleri için kandırmış, “Rabbinizin sizi bu ağaçtan yasaklaması, melek olacağınızdan veya ebedî kalıcı olacağınızdan korktuğu içindir.” diyerek vesvese vermiş ve onları kandırmıştır, o ağaçtan yedirmiştir. Şeytanın sözüne kanan Hz. Âdem ve Havva annemiz, yasaklanan ağacın meyvesinden yiyerek Allah’ın emrine uymadıklarından dolayı cennetten çıkarılarak yeryüzüne gönderilmişlerdir. Hz. Âdem ve Havva annemiz yaptıkları hatayı anlayıp pişman olmuşlar ve Allah’tan af dilemişlerdir. Allah, tövbelerini kabul etmiştir. Hz. Âdem (a.s.) hatasını anlayıp Allah’a şöyle dua etti: “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” diyerek pişmanlıklarını ifade etmişlerdir.
Özetle, cennetten çıkışın nedeni şeytana uyarak Allah’ın yasakladığı ağaçtan yemeleri ve bu şekilde imtihanı kaybetmeleridir. Bu sözlerden ibret alarak kendimizi ve çocuklarımızı haramlardan sakınmamız ve sakındırmamız önemli olan konulardandır…