Hz. Peygamber (sav) buyurur ki: “Bir gün gelecek, o gelecek gün hangi gündür ve o gün ne olacak, o gün neler ortaya serilecek, nelerden sorguya çekilecek? İşte gelecek o gün kıyamet günüdür. Ve kıyamet gününde insanlar sorguya çekilecektir. O gün gelmeden, sorguya çekilmeden önce dünyada iken ahiretin azığını hazırlamak da insanların boynunun borcudur.” Ahiret azığı takvadır. İnsanlar dünya hayatını yaşarken sadece kasalarını, keselerini doldurmaya bakacaklar. Kazandıkları şeyler haramdan mıdır, helalden midir? Buna aldırış etmeyecekler. Ama bunun hesabını yarın kıyamet gününde huzur-ı ilahide Allah'a vereceklerdir. Acaba o günler midir? O günleri mi yaşıyoruz acaba, ne dersiniz, ne düşünürsünüz? Öyle insanlar var ki gözü doymak bilmiyor. Dünyayı her şeyiyle beraber insanoğluna versen, daha yok mu diye hâlâ istemeye devam eder, yani gözü doymaz, doymak bilmez insanoğlunun.

Bir vadi dolusu altın verseniz, dahasını ister. Dünyası tam olacak adamın, odası, damı tam olacak. Eşyası ve hayatı modaya uyacak. Kusurlu olan dünya kusursuz olacak. Ya ahiret ne olacak? Oraya gelince, yani ahirete gelince Allah kerimdir deyip geçecek. Nefsinin her istediğini yapacak, kalbini yıkıp ruh âlemini virane çevirecek. Çalacak, çırpacak, hak, hukuk, adalet demeyecek, mazlumun canını yakacak, zalimi kollayacak ve sonra da dönüp rahmet-i Rahman'a kavuşacak!

Günümüzde bu tip insanlar yok mudur? Haram-helal ayırmayan, şüpheli şeylerden kaçmayan insanlar, gelsin de nereden gelirse gelsin diyen insanlar yok mu? Tabii ki var. Aldığını bilmeyen, verdiğini ve yediğini bilmeyen insanlar. Üzümünü yiyip bağını sormayan, soranları ayıplayan insanlar, yok mudur böyleleri?

Nereden gelirse gelsin, öyle mi? Haram yollardan kazanan açıkgöz, akıllı, helal yollardan kazanç sağlarken zor geçinen enayi, öyle mi? Hırsızlıktan, uğursuzluktan milyonlar vuran, “ekmeğini taştan dahi” kazanacak derecede maharetli, namusuyla yaşayan ise “aç kalmaya namzet”, öyle mi? Şayet öyle ise bu zihniyet cemiyette yer almışsa kıyamet yakındır demektir.

Kur'an'da Allah, Peygamberine, “Kıyamet ne zaman?” diye sorarlar, de ki: “Muhakkak ki kıyametin ne zaman kopacağını (zamanını) ancak Allah bilir…” buyurarak Peygamberine dahi kıyametin zamanını, gününü bildirmemiştir. Ama inancımız gereği, kıyamet alametlerini de ibretle, imanla yakından takip ettiğimizde hemen bunları görüyoruz.

Örneğimiz, önderimiz, liderimiz, rehberimiz Muhammed Mustafa (SAV)'in sözlerine gelelim ve can kulağıyla dinleyelim: “Helal bellidir, haram da bellidir. Bu ikisinin arasında çok kimsenin bilmedikleri gizli şeyler de vardır. Binaenaleyh bir kimse şüpheli şeylerden korunursa, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli iş işleyenler, harama düşerler. Korunun kenarında hayvanları otlatan kimse gibi ki, koruya dalması mümkündür. Dikkat ediniz, her hükümdarın bir korusu vardır. Uyanık olunuz. Allah'ın korusu da haram kıldığı şeylerdir. Şunu da biliniz ki, bedende bir et parçası vardır. O düzgün olursa vücut da düzgün olur. Eğer o bozuk olursa, bütün vücut da bozulur. Biliniz ki bu et parçası kalptir.” Anlaşılıyor ki önce kalp kurtulmalı. Kurtulan kalp, kalıbı da kurtarır. Kalbi sıhhatli insan, haramı helali bilen insandır; şüpheli işlerden de kaçınan insandır. Mümin, kalbini ve kalıbını kurtaran insandır. Haramın ve helalin sınırlarını titizlikle çizen, helal hudutlarını aşmayan ve geçmeyen insan, Peygamberin ikazını duyan gerçek müm ind ir. Resulullah aleyhisselam buyuruyor ki: “Bir insan mahzurlu olmayan şeyleri mahzurlu olabilir sakıncasıyla terk etmedikçe, muttakilerin derecesine ulaşamaz.” İnceliğe lütfen dikkat! İslam'da kabalık yok. İslam'da karanlık yok. İslam'da gözü kapalı yaşamak, gelişigüzel adım atmak yok. İslam'da bilerek hak yolda yürümek var. Üzümü yenilen bağın sahibiyle helalleşmek var. Bakın şu hadiseye; Hz. Aişe (ra) anlatıyor.

“Babam Ebu Bekir'in (ra) bir kölesi vardı. Kendisine gündelik getirir, babam da bundan yerdi. Yine bir gün kölesi babama bir şeyler getirdi, babam da ondan yedi. Köle: ‘Yediğin şeyin ne olduğunu merak ediyor musun, biliyor musun?’ dedi. Babam: ‘Nedir o?’ dedi. Kölesi: ‘Cahiliye devrinde birinin falına bakmıştım. Zaten falcılığı da bilmem ya, onu kandırmıştım. Şimdi karşılaştık, bu yediğin şeyi o verdi.’ dedi. Babam parmağını gırtlağına soktu ve karnına giden şeyleri çıkardı.”

Bunu tatbike kalksak var ya, parmaklarımızı gırtlağımızdan alamayız, vesselam! İşte Hz. Ebu Bekir örneği! Ve işte örnek davranışı. Ancak budur Müslümanın işi. “Haram-helal ver Allah'ım, asi kulun yer Allah'ım!” demez, diyemez bir Müslüman. Yalnız haramlardan değil, şüpheli şeylerden de kaçar. Peygamber Efendimizin şu hadisi de iyi anlaşılmalı ve unutulmamalıdır: “Seni şüphelendiren şeyleri bırak, şüphelendirmeyen şeylere bak.”

“Bir adam, Resulullah'a: ‘Günah nedir?’ diye sordu. Efendimiz: ‘Bir şey, içinde tereddüt hasıl ederse onu bırak!’ dedi. Adam: ‘İman nedir?’ dedi. Efendimiz: ‘Günahın seni üzer, sevabın seni sevindirirse, sen müminsin.’ buyurdu.”

Ey akıllı Müslüman, sakın yenilme zamanenin fendine! Hem dünyada hem ahirette rahat etmek istiyorsan, kulak ver efendine...