(Önceki yazımıza bağlantılı olarak) İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin babası Sabit Bin Hz.lerinin takvasını ve helal hassasiyetini anlatan meşhur elma kıssası, haram lokmadan kaçınmanın önemini anlatan ibretlik bir hikâyedir. (Hikâye, olmuş veya olması muhtemel olan olaylardır.)
İmam-ı Azam’ın babası Sabit Bin Hazretleri, gençlik yıllarında son derece dürüst ve son derece dindar bir kimseydi. Bir gün bir nehir kenarında abdest alırken suyun üstünde bir elmanın geldiğini görür. Havanın sıcaklığı ve susuzluğu nedeniyle nehirde akıp giden elmayı yakaladı ve sahibinin izni olmadan dayanamayıp elmayı ısırır ve aklı başına gelince pişmanlık duydu.
“Ben kimin malını izinsiz yiyorum?” diye vicdan azabı çekti ama olan oldu, haram lokma mideye indi. Elmanın sahibini bulup helallik istemeye karar verdi. Mal sahibiyle helalleşmek gerekmektedir. Bahçe sahibini bulmak için suyun akış yönünü takip ederek elmanın düştüğü bahçeyi görüp elma ağacının dallarından birinin akan suyun üzerine uzandığını görür ve bu elmanın bu ağaçtan düştüğü kanaatine vararak sahibini buldu. Durumu anlatıp hakkını helal etmesini istedi. Selamlaşıp “Kardeşim, bu bahçe senin mi?” diye sorar ve bahçe sahibi de “Benim.” dediğinde, elinde getirdiği elmayı bahçe sahibine göstererek “O zaman bu elma da sizin.” dedi.
Bahçe sahibi, elmanın kendisinin olduğunu söyledi. Sabit Bin Hz.leri hakkını helal etmesini arzu etti. Bahçe sahibi ise bu helalliğin ancak “Şu şartlarımı kabul edersen mümkün olur.” diye beyan edince Sabit Bin Hz.leri derhal kabul edeceğini söyledi. “Evladım, dur bakalım, daha ben şartlarımı söylemedim.” dedi ve ekledi: “Benim yanımda bulunacaksın ve benim işlerimi yapacaksın ve üç yıl benim yanımda çalışacaksın.” Üç yıl bittikten sonra Sabit Bin Hz.leri helallik ister. Bahçe sahibi bu sefer de başka bir şart koşar. “Evladım, benim bir kızım var, onunla evlenirsen o zaman olur.” deyince Sabit Bin Hz.leri “Tamam.” der, hemen kabul eder. Ama bahçe sahibi, “Bak evladım, benim kızım kör, dilsiz, sağır ve eli ayağı tutmayan biri.” diyerek onunla evlenmeyi kabul etmesi hâlinde helallik vereceğini belirtti. Sabit Bin Hz.leri, haram lokma yememek için bu zor şartı tereddüt etmeden kabul etti.
Sabit Bin Hz.leri ile kızın nikâhı kıyılır ve Sabit Bin Hz.leri kızın bulunduğu odaya girdiğinde, beklediği gibi engelli değil; gayet güzel, akıllı ve kusursuz bir kızla karşılaştı. Sabit Bin Hz.leri hemen dışarı çıkar ve “Efendim, efendim, sizin söylediğiniz kusurlar kızınızda yok.” deyince, “Telaşlanma evladım.” Kızın babası, kızım “kör, sağır, dilsiz ve eli ayağı tutmuyor” derken aslında şunları ifade etti: “Benim kızım harama bakmadı ki kör olsun, haram söz söylemedi ki sağır olsun, haram konuşmadı ki dilsiz olsun, haramlara gitmedi ki, haramlara el uzatmadı ki topal ve çolak olsun.” Böylece kızının iffetli bir mümine olduğunu kastettiğini açıkladı. İşte bu evlilikten, İslam fıkhının en büyük üstadı ve Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebû Hanife dünyaya geldi.
Bu evlilikten bir zaman sonra bir çocuk dünyaya geldi. Bu çocuk, hakka koşanların babası olarak bilinen, İslam dininin dört fıkıh mezhebinden birisi olan Hanefi mezhebinin kurucusu ve Sünni fıkhının en büyük üstadı sayılan İslam Fıkıh ve Hadis bilgini büyük imam, İmam-ı Azam Ebu Hanife’dir. Küçük yaşta 7 günde Kur’an’ı hıfzeden İmam hakkında annesi: “Eğer babası o elmayı ısırmasaydı Kur’an’ı yedi günde değil, üç günde ezberlerdi.” demiştir.
Yani haram lokmanın ana rahmindeki hiçbir şeyden haberi olmayan çocuğa sirayet etmektedir. Dolayısıyla anne ve baba olacakların bekârken dahi harama dikkat etmeleri çok önemlidir…