Bazı maçlar vardır… Sahada oynanan futboldan çok, başka unsurlarla hatırlanır.
İşte bu yüzden sonda söyleyeceğimi en başta söylemek istiyorum:
Kocaelispor – Göztepe maçında futbol değil, hakemin performansı konuşuldu.
Sahada kim daha iyi oynadı, kim daha çok pozisyona girdi, kim neyi doğru yaptı… Bunların hepsi bir anda ikinci plana düştü. Çünkü karşılaşmanın kaderi, bitime saniyeler kala verilen bir kararla değişti.
Maçın hakemi Ali Yılmaz’ın verdiği penaltıyı, sadece Göztepe cephesi değil, taraflı tarafsız herkes şaşkınlıkla karşıladı. Futbolda hatalar olabilir, yorum farkı olabilir… O pozisyonun ardından sahada verilen emeğin, mücadelenin ve 90 dakikalık planın bir anda silinip gitmesi, futbol adına en üzücü tablolardan birisi olarak hafızalara kazındı.
Futbolun en çok tartışılan konularından biri olan VAR sistemi, bu maçta da beklentiyi karşılamadı.
Böylesine kritik bir karar veriliyor, ancak ne tribündeki taraftar, ne ekran başındaki izleyici, ne de yorumcular ne olduğunu anlayabiliyor.
Sonuç olarak yine aynı noktaya geliyoruz: Futbol konuşulması gerekirken hakem konuşuluyor. Tartışmalı kararları bir kenara bırakıp sahaya döndüğümüzde, Göztepe’nin maça aslında oldukça iyi başladığını söylemek gerekiyor.
Erken gelen gol, deplasmanda önemli bir avantajdı. Ancak bu avantaj, çok erken bir şekilde “skoru koruma refleksine” dönüştü.
Sarı-Kırmızılı ekip, oyunu kontrol etmek yerine geri çekilmeyi tercih edince, Kocaelispor’un baskısı kaçınılmaz oldu. Ev sahibi ekip özellikle oyunun ilerleyen dakikalarında tempoyu artırarak Göztepe’yi kendi yarı sahasına hapsetti.
Maç boyunca Göztepe’yi ayakta tutan en önemli isimlerden biri kaleci Lis oldu. Yaptığı kritik kurtarışlarla takımını uzun süre oyunda tuttu. Ancak sadece Lis değil, şans faktörü de Göztepe’nin yanında oldu. Rakibin kaçırdığı pozisyonlar, direkten dönen toplar ve son vuruşlardaki eksiklikler, skoru bozmadı. Maçın en kritik kırılma noktalarından birisi de rakibin 10 kişi kalmasıydı. Bu, Göztepe için oyunu koparma fırsatıydı.
Ancak bu avantaj değerlendirilemedi.
Eksik rakibe karşı baskıyı artırmak ve farkı ikiye çıkarmak gerekirken, Göztepe yine kontrollü ve temkinli bir oyunu tercih etti. Bu maç, aslında Göztepe’nin sezon boyunca yaşadığı temel sorunu bir kez daha ortaya koydu:
Takım belirli bölümlerde doğru oyunu oynasa da, hücumda son dokunuşlar yetersiz kalıyor.
Skor üretilemeyince de maçların gidişatı sürekli risk altında oluyor. Bu durum hem oyuncular üzerinde baskı yaratıyor hem de takımın oyun özgüvenini zedeliyor. Ligin sonuna yaklaşırken Göztepe’de gözle görülür bir düşüş yaşanıyor. Bu düşüş sadece fiziksel değil; aynı zamanda mental. Konsantrasyon kaybı, özgüven dalgalanması ve karar verme süreçlerindeki yavaşlama, sahadaki oyuna doğrudan yansıyor.
Ara transfer döneminde kadroya katılan oyuncuların henüz istenilen katkıyı verememesi de dikkat çekiyor.
Ancak bu durum çok da sürpriz değil. Yeni bir takıma uyum sağlamak, sistemin parçası olmak ve fiziksel olarak hazır hale gelmek zaman ister.
Bu nedenle bu oyuncuların asıl katkısının gelecek sezonda daha net görüleceğini söylemek yanlış olmaz.
Futbolun konuşulması gereken yerde, yine başka şeyleri konuşmak zorunda kaldık.
Sezonun son haftalarına girilirken artık hata payı yok denecek kadar az. Göztepe lig bittiğinde nerede olacak? Hep birlikte bekleyelim ve görelim.