Bu yazımızda, namaza karşı gaflet içinde olan biz Müslümanlara, özellikle gençlere ve kendisini namazla muhatap sayan herkese bazı sorular sorarak başlamak istiyorum.
Bir Müslüman genç olarak namaza bakışımızı ve namazla ilişkimizi hiç sorguladık mı? Namazlarımızı dosdoğru, devamlı ve huşu içinde, yani bilinçli bir şekilde kılabiliyor muyuz? Yoksa namazlarımızı savsaklıyor, ihmal ediyor ya da yalnızca üzerimize bir borç olduğu için, “Âdet yerini bulsun.” düşüncesiyle mi kılıyoruz?
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar, kıldıkları namazdan habersizdirler.”
Bu ayeti okuduğumuzda irkilerek kendimize şu soruyu soruyor muyuz: “Acaba ben de kıldığım namazlardan habersiz miyim? Rabbimin, ‘Yazıklar olsun!’ dediği kimselerden biri de ben miyim?”
Niçin namaz kıldığımızın, namazda neler söylediğimizin ve Allah’a hangi konularda söz verdiğimizin farkında mıyız? Namazda kıyamın, rükûnun, secdenin ve tahiyyata oturmanın ne anlama geldiğini biliyor muyuz? Kıldığımız namazdan, yaptığımız ibadetten manevi bir haz alabiliyor muyuz?
Meşhur bir hocaefendiye sormuşlar:
“Hocam, içki içen ve kumar oynayan kimselerin tövbe etmedikleri takdirde cehenneme gideceğini söylüyorsunuz. Peki, neden namaz kılan, oruç tutan ve zekâtını veren kimselerin cennete gideceğini söylemiyorsunuz?”
Hoca şu cevabı vermiş:
“Eğer içki içenin ve kumar oynayanın aldığı zevk ve heyecanı, namaz kılan, zekât veren ve oruç tutan da yaptığı ibadetlerden alabilseydi, vallahi o da cennete giderdi.”
Namazda Allah’ın adını zikrederken, ayetlerini okurken kalplerimiz titriyor, tüylerimiz ürperiyor mu? Ara sıra da olsa gözlerimiz yaşarabiliyor mu? Namazlarımız bizi çirkin ve kötü davranışlardan vazgeçirebiliyor mu?
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:
“Gerçek müminler ancak o kimselerdir ki yanlarında Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman bu, onların imanlarını artırır ve onlar yalnızca Rablerine dayanıp güvenirler.”
Yine Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:
“Çünkü namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.”
Bu ayet-i kerime ışığında kendimize bir soralım: Namaz kıldığım hâlde kendimi kötülüklerden ve haramlardan neden alıkoyamıyorum? Namazım, davranışlarımı değiştirmeme yardımcı oluyor mu? Kendime çeki düzen verebiliyor muyum?
Bu can sıkıcı, fakat bir o kadar da can alıcı soruların listesini daha da uzatmak mümkün. Ancak asıl mesele, Rabbimizle kulluk ilişkimizin en önemli göstergelerinden biri olan namazlarımızı yeniden gözden geçirebilmektir.
Peki, bizler iman edenler olarak namazlarımızı, önce kendimizden başlamak üzere sorguladığımızda nasıl bir manzarayla karşılaşırız?
Maalesef bugün Müslümanların önemli bir bölümü, namaz bilincinden yoksun olduğu için ya namazı terk ediyor ya ara sıra kılıyor ya da savsaklıyor. Hâlbuki namazı terk etmek için kitaplarda geçerli bir mazeret bulamazsınız.
Ben, hayatımda yalnızca iki kişinin namaz kılmayabileceğine dair şöyle bir ifadeyle karşılaştım:
Kim onlar?
1. Aklı olmayanlar.
2. Canı olmayanlar.
Aklı olmayan, akıl sağlığı yerinde olmayan kişidir; canı olmayan ise ölüdür. Evet, doğru! Ben de zaten bunu söylüyorum. Ölü ve akıl sağlığı yerinde olmayanlar dışında, namazı terk etmeyi meşrulaştıracak bir mazeret aramamak gerekir.
Maalesef namazların önemli bir kısmı da şekilsel ve geleneksel bir alışkanlık hâlinde kılınıyor. Oysa namaz kılarken ilk önce kimin huzurunda olduğumuzu unutmamalıyız.
Ne anlama geldiği bilinmeden dil alışkanlığıyla tekrar edilen kelimeler ve dualar, niçin yapıldığı düşünülmeden yerine getirilen bedensel hareketler, manevi bir haz duyulmadan her gün aynı şekilde tekrarlanan rutin bir işlem…
Peki, bütün bunlar gerçekten namaz bilincini yansıtıyor mu? Namazı yalnızca bir dizi hareketten ibaret görmek, onun ruhunu anlamamıza engel olmuyor mu?
Namazlarını kılan Müslüman kardeşlerim, aman dikkat edelim! Namazlarımız “avcı namazı” olmasın.
“Bu ne demektir?” diye sorarsanız, şöyle açıklayayım: Namaz kılarken sürekli önünü, sağını, solunu gözetleyen; gözü ve aklı başka yerlerde olan kişinin namazı, işte böyle bir namazdır. Bu şekilde kılınan namazdan insanın ne anladığı, ne kadar istifade ettiği üzerinde düşünmesi gerekir.
Namaz kılarken kıraate, kıyama, rükûya, secdeye ve tahiyyata gereken özeni göstermiyorsak, bu da namazın hakkını vermemek anlamına gelir. Nitekim hadislerde namazın hakkını vermeden, hareketlerini eksik ve özensiz yapan kimseler uyarılmıştır.
Namazın gereklerine riayet edilmediğinde insanın kalbi huzur bulamaz, huşu duyması zorlaşır. Namaz; sıkıcı, bıktırıcı, hiçbir çekiciliği ve canlılığı olmayan, yalnızca yatıp kalkmaktan ibaret zorunlu bir ibadet hâline gelir.
Kısacası, sakın ola ki namazlarımız bir yük, bir angarya, zoraki bir görev ya da bazen “Ayıp olmasın.” diye yerine getirilen bir gösteri hâline gelmesin.
İşte böyle bir namaz, mümin kişiliğin ve toplumun inşasında yeterince etkili olamaz. İnsanları canlı, dinamik, aktif ve erdemli kişilikler hâline getirmeye; toplumu dengeli, uyumlu ve güçlü bir yapıya kavuşturmaya tek başına yetmez.
Kur’an ve sünnetin öngördüğü namaz, mümini günde beş kez manevi olarak yenileyen, ona kendisini ve davranışlarını sorgulatan bir ibadet olmalıdır. Namaz, insanın hayatında köklü bir değişime vesile olmalıdır. Ancak maalesef günümüzde birçok insanın namazı, bu değişime kapı aralamaktan uzak, içi boşalmış bir alışkanlığa dönüşebiliyor.
Öyleyse gelin, namazla ilişkimizi yeniden gözden geçirelim. Namazlarımızı sadece bedenimizle değil, kalbimizle ve bilincimizle de kılmaya gayret edelim. Okuduğumuz surelerin ve duaların anlamlarını öğrenelim. Rabbimizin huzurunda olduğumuzu hatırlayalım. Namazı bir yük olarak değil, O’na yakınlaşmanın bir vesilesi olarak görelim.
Haydi namaza!
Ama âdet olsun diye değil, ibadet bilinciyle; alışkanlık olsun diye değil, şuurla; yalnızca borcumuzu yerine getirmek için değil, Rabbimizin huzurunda olduğumuzu hissederek kılınacak namaza…
Namaz, Müslümanın hayatında vazgeçilmez bir yere sahiptir. Malın, mülkün, makamın ve zenginliğin geçici olduğu bu dünyada, insanın Rabbine karşı kulluk sorumluluğunu unutmaması gerekir.
Ne kadar zengin olursan ol, namazın ve kulluk bilincin yoksa manevi anlamda büyük bir yoksulluk içindesin demektir.
Unutma ki ahirette insanın hesaba çekileceği konuların başında namaz gelir.
Haberin olsun!