Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”

Zaman, Allah Teâlâ’nın bizlere verdiği en büyük nimetlerden biridir. Geçen her gün, azalan ömrümüzden bir parçayı beraberinde götürmektedir. Yılın bitişi ve yeni bir yılın başlangıcı, biz müminler için hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekme fırsatıdır. Bu fırsatı Allah sana vermiştir, sen de bu fırsatı değerlendir.

Bir yılın muhasebesini gözden geçirerek bu zaman dilimi, tefekkür ve tevbe ile nefsimizin ıslahı için bir vesiledir. Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için hazırlık yapan ve çalışandır.”

Öyleyse kendimize şu soruları sormamız lazım: Bu bir sene içinde namazlarımızı vaktinde ve huşu ile kılabildik mi? Helal ve harama dikkat edebildik mi? Kalp kırdık mı, kul hakkına, yetimin hakkına girdik mi? Ailemize, anne-babamıza karşı sorumluluklarımızı yerine getirdik mi? Kur’an ile bağımız ne durumda, ne aşamada; bunu tefekkür edebildik mi?

Nefis muhasebesi, insanı küçültmek değildir; kendini düzeltmek demektir. Hatalarımızı görmek bizi umutsuzluğa değil, rahmet kapılarına götürmelidir. Rabbimizin kapısı umutsuzluk kapısı değil, umut kapısıdır. Rabbimiz buyurur:
De ki: “Ey kendilerinin aleyhinde aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Günahları terk etmek, ibadetleri artırmak, güzel ahlakla yaşamak için bu günlerimiz bir başlangıçtır. Unutmayalım ki ömür takvimle değil, ecelle ölçülür. Bu günlerimizi daha bilinçli, daha merhametli, daha adaletli yaşamaya, daha çok dua etmeye, daha çok iyilik yapmaya sarılmamız gerekmektedir.

Malumunuz zaman çok hızlı geçmektedir. Takvim yaprakları eksilirken aslında eksilen, ömrümüzden geçen günlerdir. Hayatımızı, zamanımızı, günlerimizi hatta dakikalarımızı daha düzgün bir yaşantıyla değerlendirmemiz lazımdır.

Bizler için bu günler, kendimizi gözden geçirme, yani nefis muhasebesi yapma zamanıdır. Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.”

Kendimize dürüstçe soralım:
Namazla aramız nasıl? Telefon ve sosyal medya için ayırdığımız zaman, Allah için ayırdığımız zamandan fazla mı? Kalbimizi kirleten alışkanlıklarımız var mı? Anne-babamızı kırdık mı? Bir insana iyilik yapabildik mi?

İslam, gençliğini sorumluluk bilinciyle yaşayanları över. Efendimiz (s.a.s.), kıyamet gününde Allah’ın arşının gölgesinde olacak yedi sınıftan birinin “Rabbine ibadetle yetişen, gönlü mescitlere bağlı olan genç” olduğunu müjdeler.

Unutmayalım; hata yapmak insana mahsustur. İnsan hata yapabilir. Önemli olan hatada ısrar etmek değil, tevbe edip kendimizi temize çıkarmaktır. İbni Mesud (r.a.), Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: Ademoğlu şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz:

  • Ömrünü nerede geçirdiğinden,
  • Gençliğini nerede tükettiğinden,
  • Malını nereden kazandığından,
  • Kazandığını nereye harcadığından,
  • İlmiyle nasıl amel ettiğinden.

Müslüman bunların cevabını vermek zorundadır. Unutmamalıyız; kişi inandığı gibi yaşamazsa yaşadığı gibi inanmaya başlar. Bu yüzden Müslüman uyanık olmalı, imanının gereği gibi yaşamalıdır. Ömrün bir gün sona ereceğini ve hesap gününde yapmış olduğu günahlarının hesabını vereceğini, Allah’ın ise cezasının pek çetin olacağını unutmamalıdır.

Nefis muhasebesi yapan insan, kendini tanır; kendini tanıyan insan ise hem kendisiyle hem de çevresiyle daha barışık bir hayat sürer.

Rabbim bizleri imanının gereği gibi yaşayan, geçmiş hataları bağışlanan, kalan ömrünü Allah’ın rızasına uygun olarak yaşayan, nefsine hâkim olan ve hesabını bilen kullarından olmayı nasip eylesin inşallah. Âmin.