İslam dininin koymuş olduğu ölçüler, insanın günahlarla kirlenmiş vicdanını tertemiz hâle getirir; dünyaya dalmış ruhunu uhrevî hayata döndürür. Dünyayı ahirete, ahireti dünyaya tercih etmeden, her ikisini de Allah’ın razı olacağı bir hayata çevirir. Dürüstlük, doğruluktur.

Doğruluk; konuştuğumuzda, söz verdiğimizde, yaşantımızda, iş hayatımızda ve aile hayatımızda doğru olmak, yalancılıktan kurtulmaktır. Doğruluk insanı iyiliğe götürür, yalancılık ise insanı kötülüğe götürür. Hadiste şöyle buyurulmaktadır:

“Şüphesiz ki doğruluk hayra, iyiliğe ve hak yola götürür. Doğruluk, Allah’ın vaat ettiği cennete götürür. İnsan doğruyu, hakikati ve gerçeği söylediği sürece Allah katında sıddık olarak yazılır. Yalancılık ise insanı kötülüğe ve cehenneme götürür. İnsan yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı diye yazılır.”

Kur’an-ı Kerim’de şöyle emredilmektedir:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.”

Allah’a karşı saygılı olun ve özü sözü doğru olanlarla beraber olun. Doğru sözlü olmak; insanı Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere yaklaştırır. Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar; namaz kılar, zekât verir. Söz verdiği zaman sözünü yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. İnananlar ancak onlardır.

“O hâlde emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Seninle birlikte tevbe edenler de dosdoğru olsun. Aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah, işlediklerinizi hakkıyla görendir.”

Çocuklarımızın yanında doğru konuşalım, doğru sözlü olalım. Ağzımızdan çıkan sözün telafisi çoğu zaman mümkün değildir.

Mesela kapı zili çaldığında veya telefon geldiğinde, anne baba evde olduğu hâlde “Evladım, telefona bak ve annem babam evde yok de” denilmektedir. Dolayısıyla çocuk bu şekilde yalan söylemeye alışmaktadır. Bu yalana başvurmasının altında yatan temel sebep ise aileden almış olduğu yanlış eğitimdir.

Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımız tertemiz birer varlıktır. Bizlerin çocuklarımızın yanında doğru sözler söylemesi, geleceğimizin teminatı için gereklidir.

Nasıl ki Ramazan ayında yemekten, içmekten ve ailevî ilişkiden kendimizi alıkoyuyorsak, ahlaken kötü davranışları da aynı şekilde hayatımızdan uzak tutmalıyız. Doğru sözlü, doğru özlü olmamak kişiye zarar verdiği gibi ibadetlerine de zarar vermektedir. Asıl olan, iman ile yalanın asla bir araya gelmemesidir.

Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:

“Kim yalan konuşmayı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin yemesini içmesini bırakmasına kıymet vermez.”

Ahlaki ilkeler, ibadetlerin tamamlayıcısıdır. İmanın kemale ermesine vesiledir. Ahlaken olgunluğa ulaşmanın yolu ise İslam dininin koymuş olduğu ilkelere uymaktır. Bu sebeple ibadetlerimizi korumak, imanımızı ahlaken kemale erdirmek için ahlakımızı güzelleştirmemiz gerekmektedir.

Ahlaki ilkelerden olan ve kişiye nimetlerin en güzelini kazandıran doğruluk ise hiçbir zaman terk etmeyeceğimiz bir davranış şeklidir. Günümüzde zararlı alışkanlıklara müptela olmuş birçok gencimiz bu şekilde hatalara düşmektedir. Neslimizin dünya ve ahiret mutluluğu elimizdedir. Yalan söyleyerek kendimizi kandırmayalım.

Peygamber Efendimiz:

“Bizi aldatan bizden değildir.” buyurmaktadır.

Arkadaşlık ilişkileri de yine doğrulukla sürdürülebilmektedir. Doğru sözlü olmayanların zararlarının mutlaka bir gün bize dokunacağını çok iyi bilmekteyiz. Çünkü Müslüman, kendisi için istediğini din kardeşi için de isteyendir.

Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”

Doğruluk konusunda Peygamber Efendimiz bizlere en büyük örnektir. O’nun hayatında yalana asla rastlanmamıştır. Sadece kendisine inananlar değil, inanmayanlar dahi onun doğruluğunu tasdik etmiş ve kendisine Muhammedü’l-Emin demişlerdir.

Kâbe’nin tamirinde Kureyşliler, Hacerü’l-Esved’i yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar. Kureyş’in bütün kolları bu şerefin kendilerine ait olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi. Bunun üzerine Harem kapısından ilk girecek kişinin hakem yapılması ve onun vereceği karara uyulması teklif edildi. Teklif kabul edilince kapıdan girecek kişi beklenmeye başlandı.

Kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s.) girince buna o kadar sevindiler ki:

“El-Emin, El-Emin! El-Emin geldi. O’nun vereceği karara razıyız.” dediler.

Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacerü’l-Esved’i koyduğu yaygının uçlarını Kureyş’in ileri gelenlerine tutturdu. Hep beraber konulacağı yere kadar taşıdılar. Hz. Peygamber de taşı alıp yerine yerleştirdi. Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnun etti. Böylece büyük bir felaket önlenmiş oldu.

Yazımızı sevgili Peygamberimizin tavsiyeleriyle sonlandıralım:

“Şüpheliyi bırak, şüphe vermeyene bak. Zira gönül, sözde ve işte doğrudan huzur, yalandan ise kuşku duyar.”

Yüce Rabbim özü ve sözü doğru olanlardan eylesin. Yalana ve yanlışa saptırmasın. Hatalarımızı affeylesin, kusurlarımızı bağışlasın.

Allah’a emanet olun.