Ömer (ra), okunan ayetlerin üzerinde düşünmeye başladı. İşte Taha Suresi’ni okuyorlardı. Bu sure Hz. Ömer’i (ra) etkiledi. Allah (cc) Hazretleri buyuruyor; Taha Suresi’nde: “Biz Kur’an’ı sana meşakkat çekmen için indirmedik. Onu, Allah’tan korkan kimse için bir öğüt olarak indirdik. O, yeri ve gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir.” Ömer hem de okudukları üzerinde düşünüyordu. Kur’an’ın ebedi ve edebi karşısında şaşkına dönmüştü. Sanki az evvel kılıcına sarılıp Peygamberimiz’i (sav) öldürmeye giden Ömer değildi.
Kalbindeki katılık, yüzündeki öfke birden yok olmuştu. Az evvel kan çanağına dönen gözleri şimdi aydınlık saçıyordu. “Bu ne güzel, bu ne şerefli, bu ne haşmetli, bu ne ihtişamlı bir kelâm! Bu kelâmdan daha güzel, daha tatlı bir kelâm olamaz!” diyordu.
Hz. Ömer’in bu sözlerini işiten Hz. Habbab, gizlenmiş olduğu yerden ortaya çıktı ve, “Müjde ey Ömer” dedi, “Dilerim ki Resulullah’ın yaptığı dua senin hakkında gerçekleşmiş oldu.” Hz. Ömer, Resulullah’ın ashabıyla bulunduğu Safa Tepesi’ne Hz. Habbab’la beraber gittiler. Gözcü, Ömer’in silahlı olarak geldiğini içeriye haber verdi.
Hazret-i Hamza, bu büyük İslam kahramanı, elini kılıcına atarak, “Bırakın gelsin. Korkulacak ne var? Eğer hayırlı bir iş için gelmişse kendisini ağırlarız, başımızın üstünde yeri var” dedi. “Yok, şayet kötü bir niyetle gelmişse onu kendi kılıcıyla hallederiz.” diye konuştu.
Bu sözleri duyunca Peygamberimizin yüzünde tebessüm belirdi. Ömer’in gönlünün hidayet nuruyla aydınlandığı haberini almıştı. Hiçbir telaş ve endişeye kapılmadan, oturduğu yerden doğrularak, “Telaş edilecek bir şey yok, bırakın gelsin” buyurdular. Bu emir üzerine kapı açıldı. Kapı önünde bekleyen Ömer, heybetli görünüşü ve silahıyla içeri girdi. Yüzünde öfke değil, muhabbet parıltıları vardı. Gözleri hak ve hakikati aramanın aydınlığı içindeydi. Efendimizle bir an göz göze geldi. Birbirlerine baktıktan sonra Efendimiz (sav), “Allah’ım, bu Hattab oğlu Ömer’dir. Allah’ım, İslam dinini Ömer’le kuvvetlendir” diye dua etti.
Hz. Ömer, ruhunu hidayet güneşinin cazibesine kaptırmıştı artık. Resulullah (sav) Efendimiz, “Niye geldin ya Ömer?” deyince; “Allah ve Resulüne ve onun Allah’tan getirdiklerine iman etmek için geldim” diye cevapladı. Arkasından da kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu.
Hep bir ağızdan yüksek sesle tekbir getirdiler: “Allahü ekber, Allahü ekber, Allahü ekber…” diyerek Mekke sokaklarından duyulan tekbir sesleri ufukları çınlattı, oradan göklere doğru nurani dalgalar hâlinde yükseldi.
Bundan böyle Hz. Ömer (ra), cesaret, kuvvet ve kahramanlığını şirk için değil, İslam dini uğrunda kullanacaktır. Hazret-i Ömer, bundan böyle Allah için, Resulullah için müşriklere gözdağı vermeye koşacaktı. Birdenbire parlayan bu ateşin fıtratı, Hz. Muhammed’in (sav) güneşinden feyz ve ışık alarak dünya tarihine adalet timsali “Adil Ömer” unvanıyla geçecektir. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz önde, sağında Hazret-i Ömer, solunda Hazret-i Hamza, diğer sahabeler arkalarında Darü’l-Erkam’dan çıkarak Kâbe’ye doğru yol aldılar. Hz. Resulullah’ın başını bekleyen müşrikler bu manzara karşısında şaşırıp kaldılar. Şaşkın, ürkek ve korkak bakışlarla bir Hazret-i Ömer’e, bir Hazret-i Hamza’ya bakıyorlardı. Bir ara cesaretlerini toparlayarak, “Ey Ömer, arkanda ne var, ne ile geldin?” diye sordular.
Hz. Ömer, “Lâ ilâhe illallah, Muhammedü’r-Resulullah ile geldim” dedi ve ilave etti: “Kimse yerinden kımıldamasın, yoksa boynunu vururum” diye seslendi. Müşriklerin sesi sedası kesildi. Sanki dilleri tutulmuştu, lâl olmuşlardı. Resul-i Kibriya Efendimiz serbestçe Kâbe’yi tavaf etti ve namaz kıldı. Müslümanlar da açıktan açığa namaz kıldılar. Hz. Ömer, hak ile batılı ayırt ettiğinden dolayı “Faruk” adını aldı. Bundan böyle Hz. Ömer (Ömerü’l-Faruk) diye anılmaya başlandı.
Bu ehemmiyeti, sahabeden Abdullah bin Mesud Hazretleri şöyle ifade etmiştir: “Ömer’in Müslüman olması İslamiyet için bir fetih, Müslümanlar için bir şeref ve izzet idi. Ömer Müslüman oluncaya kadar bizler Kâbe avlusunda açıktan açığa namaz kılamıyorduk. Ömer’in Müslüman oluşundan sonra açıktan açığa Kâbe’de ibadete devam edildi.” Hz. Ömer 40’ıncı Müslümandır.
İşte Hz. Ömer’in Müslüman oluşu bu şekilde olmuştur. Allah kendilerinden razı ve memnun olsun. Amin.