Sağlık konusu, bilgi kirliliğinin en yoğun olduğu alanların başında geliyor. Sosyal medyada ve arkadaş çevrelerinde hızla yayılan "masum" tavsiyeler, uzun vadede vücudumuza telafisi güç zararlar verebiliyor. İşte 10 popüler sağlık yanılgısı ve gerçekler...
1. Aç kalarak zayıflamaya çalışmak
Aç kalarak zayıflamaya çalışmak, kulağa doğru bir yol gibi gelse de genellikle hüsranla sonuçlanan bir yöntemdir. İlk günlerdeki hızlı kilo düşüşü genellikle vücuttaki suyun atılmasına bağlıdır. Sonrasında vücut dışarıdan enerji gelmediğini gördüğünde kendisini korumak için “Enerji koruma modu”na geçer. Metabolizma hızını yavaşlatır ve kalori yakmamaya çalışır. Kalori harcamak zorunda kaldığında, yağ depolarını daha zor günlere saklamak için kas dokusunu da yakmaya başlar. Bulduğu besinleri de "sonraki açlık dönemleri için" doğrudan yağ olarak depolamaya çalışır. Sonuç olarak, açlık günleri bittiğinde (ki irade bir noktada pes eder), genellikle verilen kilolar hızla geri alınır. Bu durum genlerimize işlenmiş olan “Kıtlık zamanlarında hayatta kalma” bilincidir. Ek olarak, uzun süreli açlıklar safra kesesi taşları, saç dökülmesi, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve hormonal düzensizlikler gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Zayıflama sürecinin odak noktası "yememek" değil, metabolizmayı yavaşlatmadan "doğru yemek" olmalıdır. Bu konuda bir diyet uzmanına danışmak en doğru yoldur.
2. Bütün diyet ürünlerini sağlıklı sanmak
"Diyet", genellikle bir pazarlama stratejisidir ve o ürünün vücudumuz için her zaman faydalı olduğu anlamına gelmez. Örneğin; "Şekersiz" yazan içecek ve gıdalarda genellikle yapay tatlandırıcılar bulunur. Bu maddeler kalorisiz olsa da, beyni şeker beklentisine sokar, bağırsak ortamını olumsuz etkileyebilir. "Yağsız" ürünler tatsızlaştığı için genellikle tat vermek için şeker, nişasta veya yapay aromalar eklenir, yağdan tasarruf ederken şeker alınmış olur. Diyet ürünlerin raf ömrünü uzatmak ve kıvamı korumak için içlerine yüksek miktarda tuz ve işlenmiş katkı maddeleri eklenmiş olabilir. Ayrıca, diyet ürünler zararsız oldukları düşünülerek normalden daha fazla miktarlarda tüketilmektedirler.
3. Sadece tuz kısıtlamasıyla tansiyonu düşürmeye çalışmak
Tuz kısıtlaması, yüksek tansiyon tedavisinin altın kurallarından biridir ancak çoğu zaman tek başına mucize yaratmaz, çünkü tansiyon sadece tuzla değil, vücuttaki pek çok sistemin ortak çalışmasıyla dengelenir. Yüksek tansiyon nedenleri arasında kilo, beslenme, insülin, damar sertliği, stres, uyku bozukluğu, hareketsizlik gibi nedenler sayılabilir. Tedavi için tüm bu faktörleri de içine alan bütüncül yaklaşım gerekir.
4. Yağı kısıtlayarak kolesterolü düşürmeye çalışmak
Kolesterol yüksekliği de tıpkı tansiyon gibi "tek suçluya" odaklanarak çözülmeyecek karmaşık süreçtir. Vücudumuzdaki kolesterolün büyük kısmı karaciğerimiz tarafından üretilir. Çünkü kolesterol, vücut için hayati yapı taşıdır. Eğer çok katı bir diyetle yağ alımı tamamen kesilirse, vücut bunu bir eksiklik olarak algılayıp kolesterol üretimini artırabilir. Tüm yağlar "düşman" değildir. Vücudun kolesterol dengesini kurmak için sağlıklı yağlara ihtiyacı vardır. Trans yağlar-margarinler gibi doymuş kötü yağları kısıtlamak; zeytinyağı, ceviz, avakado, ciğ kuruyemişler, yağlı balıklar gibi kaliteli yağ kaynaklarını tercih etmek önemlidir. Yağ alımı kısıtlandığında genellikle doygunluk hissi için daha fazla şekerli gıdalara yönelinir. Karaciğer, fazla şekeri yakamayıp “Trigliserid” adı verilen bir yağ türüne dönüştürür. Yüksek trigliserid de toplam kolesterol düzeyini artırır. Vücuttaki kolesterol dengesi için fazla şekerden uzak durmak; zararlı yağları kısıtlayıp sağlıklı yağlara yönelmek; doğal ve lifli besinlere ağırlık vermek; fiziksel aktivite ile iyi kolesterolü yükseltmak en temel yaklaşımlardır.
5. Şekerin sadece diyabet hastaları için zararlı olduğunu sanmak
Kandaki şeker düzeyi normalse bile şeker, vücuttaki çoğu sistemi olumsuz etkileyebilen bir maddedir. Yani "Şekerim normal çıkıyor, istediğimi yiyebilirim" düşüncesi yanılgıdır. Karaciğer, şekerin fazlasını yağa çevirir. Bu durum kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması, insülin direnci, yüksek tansiyon,kalp krizi felç riskini arttırır, bağışıklığı zayıflatır, ciltte erken yaşlanmaya neden olur.Sıkılmış meyve suları, sofra şekeri, mısır şurubu gibi liflerinden ayrılmış, sıvılaştırılmış, fabrikasyondan geçmiş şekerler kan şekerini çok hızlı yükseltir. Yükselen şekeri düşürmek için pankreasın daha fazla insülin salgılaması sonucu kan şekeri hızla düşer ve şekerin sağladığı geçici mutluluk ve enerji hızla çöker. Çöküşü düzeltmek için daha fazla şekerli besin alma isteği ortaya çıkar ve bu kısır döngü kilo alımına zemin hazırlar. Kan şekerindeki aşırı dalgalanmalar sadece fiziksel yorgunluk değil; odaklanma sorunları, beyin sisi ve ruh hali değişimlerine de neden olabilir. Sürekli yüksek şeker tüketimi, vücutta enflamasyon (sessiz bir kronik iltihap hali) yaratarak eklem ağrılarından damar sertliğine kadar pek çok sorunu tetikleyebilmektedir. Meyvelerde ve doğal gıdalarda lifle birlikte bulunan şekerler, kana daha yavaş karışmaları ve karaciğer tarafından kolayca işlenebilmeleri nedeniyle daha sağlıklı bir tercihtir.
6. Az sigara ve alkolü zararsız sanmak
Sigara ve alkolün zararsız alt sınır yoktur; az miktarlarda alınmaları da zararlıdır. Anlık zararlarının yanı sıra hücre düzeyinde zamana yayılan ve kansere yol açtığı bilinen birçok zararlı etkileri vardır. Günde 1 sigara bile kalp krizi riskini arttırır. “Günde bir kadeh şarap ya da viski kalbe iyi gelir" gibi yaygın bir inanış olsa da, araştırmalar bu olası küçük faydaların zararlarını karşılamadığını göstemektedir.
7. Elektronik sigaraları zararsız sanmak
Elektronik sigaralar tütün endüstrisi tarafından teknolojik ve zararsız olarak pazarlanmaktadır. Ancak içinde nikotin veya likit içersin ya da içermesin tüm elektronik sigaralar sağlık için risk taşımakta. İçe çekilen aerosolün içinde zararlı ve kanserojen olduğu bilinen birçok ısınma ürünü ultra ince parçacıklar, uçucu organik bileşenler, ağır metaller ve farklı kimyasal karışımlar vardır. Sigaranın zararlarının yıllar sonra ortaya çıkması gibi daha yeni olan elektronik sigara ile ilişkili hastalıklar da her geçen gün daha fazla görülmeye başlanmıştır. Zamanla tıpkı normal sigara gibi genel bir halk sağlığı sorunu olacaktır.
8. Vitamin ve takviyeleri faydalı sanmak
Vitamin ve takviyeler sihirli değnek değildir. Belirli bir vitamin eksiğiniz varsa yerine koymak yaşamsal önem taşır. Gebelikte, kronik hastalıkta, yaşlılıkta takviyeler gerekli olabilir. Ancak, tıbbi bir eksikliğiniz yoksa ve dengeli besleniyorsanız, dışarıdan alınan sentetik vitaminler sadece vücuda fazladan yük getirir. Genellikle çoğu vücuttan atılır; depolanabilen vitaminler olan A, D, E, K gibi vitaminlerin fazlası ise vücutta birikerek zararlı etkilere neden olabilir. Takviyelerin hiçbiri dengeli bir öğünün yerini tutamaz. Çünkü gıdaların içinde henüz laboratuvarlarda kopyalanamamış binlerce bileşen bulunur. Portakal yediğinizde sadece C vitamini almazsınız; yanında lif, magnezyum, potasyum ve henüz tam keşfedilmemiş binlerce fitokimyasal alırsınız. Bu doğal bileşenler birbirinin emilimini ve etkisini artırır. Hiçbir hap vücudun bu karmaşık etkileşimini taklit edemez. Vücudu temizleyen sihirli detoks maddesi yoktur. Dışarıdan alınan "mucize" karışımlar genellikle sadece müshil ya da idrar söktürücü etkisiyle kişiyi yanıltır. Karaciğer ve böbreklerimiz zaten her an detoks yapmaktadır. Onlara iyi bakmamız, en iyi detoks yoludur.
9. Grip ve soğuk algınlığında antibiyotik kullanmak
Her hastalığın çaresi olmayan antibiyotikler sadece bakterileri öldürebilir. Grip ve soğuk algınlığına ise bakteriler değil virüsler neden olur. Antibiyotikler virüslere etki etmez. Virüs hastalıklarında antibiyotik kullanmak, vücudumuzdaki yararlı bakterileri öldürerek savunmamızı daha da düşürür ve antibiyotik direncine neden olabilir.
10. Yapay zekayı ve internet aramalarını "doktor" yerine koymak
Günümüzde sağlık konusundaki şikayetimizde ilk işimiz internette arama yapmak veya yapay zeka araçlarına danışmak oluyor. Ancak dijital platformlar üzerinden alınan sağlık bilgileri, kişisel özelliklerimizi, tıbbi geçmişimizi, genetik yapımızı ve yaşam koşullarımızı bilmeyen "genellemelerden" ibarettir. Yapay zeka modelleri ne kadar gelişmiş olursa olsun, fiziksel muayenenin, kan tahlilinin ve bir hekimin klinik tecrübesinin yerini tutamaz. Kendi kendine teşhis koymaya çalışmak; ya basit bir durumu gözünüzde büyüterek gereksiz bir kaygıya kapılmanıza ya da ciddi bir hastalığın erken teşhis fırsatını kaçırmanıza neden olabilir. İnternet ve yapay zeka sadece birer ön bilgi kaynağı olarak görülmeli; teşhis ve tedavi süreci mutlaka uzman hekimin kontrolünde yürütülmelidir. Unutmayın, internet algoritmaları genel verilerle çalışır; hekim ise "insanla" çalışır.
Sonuç olarak; sağlığınızla ilgili kararlar almadan ve uygulamaya geçmeden önce kanıta dayalı tıp verilerini araştırmak ve doktorunuza danışmak en güvenli yoldur.
Sağlıklı günler diliyorum.