Geçtiğimiz günlerde zor bir hafta atlattım. İnsan bazen hiç beklemediği yerden, hiç beklemediği bir davranışla karşılaştığında sarsılıyor. Çünkü mesele yapılan şey değil; güvenin ve inancın yarım kalması oluyor.
O gün “girls at gossip” grubumuzda konuşurken Begüm bana bir şey söyledi: “Yeliz abla, sorun sende değil… sorun Shrek’lerde.”
Önce güldüm. Çünkü Shrek’i gerçekten severim. Çizgi film hayranlığım vardır. Eşeğini ayrı, kediyi ayrı severim. Ama Begüm’ün anlattığı şey bir animasyon karakteri değildi. Bir ilişki dinamiğiydi. O gün “Shrekking” diye bir terim söyledi. Tabii ki merak ettim…
İzlemeyenler için; Fiona’nın anne babası zaten kral, kraliçe. Kendisi kraliyet ailesinde büyümüş fakat kötü kalpli cadının büyüsüyle kuleye hapsolmuş ve geceleri çirkin olmakla lanetlenmiş. O kuleden kendisini o büyük krallık değil, cesur ve güçlü Shrek kurtarmış. Fiona kulede yalnız kaldığı sürece aslında mal, mülk, saltanat yalan olduğunu hayatta en önemli şeyin onu seven gerçek bir aşk olduğunu anlamıştır. Amacı gerçek aşkını bulmaktır. Çünkü Hollywood, iyi çocukların kazanabileceğine inandırmayı sever. Oysaki gerçekte iyi çocuklar günün sonunda her zaman kaybedecektir.
Begüm’ün söylediği Shrekking, kişinin bilinçli olarak kendi fiziksel standartlarının altında gördüğü biriyle birlikte olması demekmiş. Mantık şu: “Benden daha az çekici, daha az popüler, daha az iddialı biriyle birlikte olursam bana daha çok değer verir. Gitmez. Sadık olur. Prenses-prenses gibi davranır.” Yani bir tür “garanti ilişki” arayışı. Ancak mesele burada başlıyor. Çünkü Shrek olarak görülen kişi bunun farkında. Ve Shrekking yapan kişi de bilinçli ya da bilinçsiz şekilde karşısındakini “daha az değerli” konumuna koyuyor.
Bir noktada oturup düşündüm. Gerçekten mesele ne? Dünyanın en güzel kadınları aldatılabiliyorsa… Shakira, Jennifer Aniston, Sandra Bullock hayal kırıklığı yaşayabiliyorsa…
Eşitsizlik iki farklı sonuç doğurabiliyor: Ya karşı tarafta aşağılık kompleksi ve aşırı kıskançlık oluşuyor. Ya da kişi, kendisini kanıtlama çabasına girerek pasif agresif, aşağılayıcı ya da sadakatsiz davranışlar sergiliyor. Sonunda ise şu cümle geliyor: “Bu insan bile bana böyle yaptıysa…” İşte buna “getting shrekked” deniyor. Bu durumu sadece aşk olarak algılamayın. Hani eskiler derler ya; “kime iyilik yaptıysam kötülük gördüm” diye işte asıl sebebi bu. Fazlasını vermek ve karşı tarafın kendisini yetersiz hissetmesine daha da fazlasını istemesine sebep oluyor.
Shrekking yalnızca fiziksel kriterlerle de ilgili değil. “Güzel olursam aldatılmam.”, “Başarılı olursam kaybetmem.”, “Daha mütevazı birini seçersem üzülmem.” Bunların hiçbiri doğru değil. Dünyanın en güzel, en başarılı kadınları bile aldatıldı. En çok fedakârlık yaptığınız kişi sizi en çok üzen kişi oldu… Bu bize şunu gösteriyor: Mesele sizin ne kadar güzel ya da başarılı ya da fedakâr olduğunuz değil. Mesele karşı tarafın kendi yetersizlik hissiyle nasıl başa çıktığı.
Bazen insanlar, kendilerinden daha güçlü ya da ışıklı birinin yanında olduklarında, o ışığı taşımak yerine onu kısmaya çalışır. Sadakatsizlik bazen arzu değil, ego tamiri olur. Yani problem sizin “fazla” olmanız değil; karşı tarafın “eksik” hissetmesi olabilir. Adriana Lima, Shakira, Jennifer Aniston, Sandra Bullock neden aldatıldı anladınız mı? Kadınlar kendilerine yetemeyen erkekler tarafından üzülürler, aldatılırlar, kandırılırlar. Güçlü erkek kadınını üzen değil ona sahip çıkandır. Ezkeza dost için de bu geçerlidir. Güç savaşı değil! Sahiplenilmek.
Birçok kadın şu cümleyi kurmuştur: “Zaten çok yakışıklı olanın egosuyla uğraşamam. Bu kendi halinde biri. Bana değer verir.” Ama saygı ve sadakat bir lütuf değildir. İlişkinin temelidir. Standart düşürmek huzur garantisi değildir. Aksine bazen karşı tarafın egosunu büyütür. “Bu benden güzel ama bana bakıyor; o zaman daha güzelleri de bana bakabilir.” İşte kırılma noktası burada başlar. Sonuç mu? her anlamda hüsran…
Shrekking uzlaşmak değil. Birini tanımak, yüzeyin ötesini görmek hiç değil. Bilerek güç dengesini kendi lehine kurmaya çalışmaktır. Ve güç üzerine kurulan ilişki, huzur üretmez.
Kadınlara önerim: Gülün adı değişti diye gül, kokusundan bir şey kaybetmez. Yalnız kalmak, yanlış biriyle olmaktan daha hafiftir. Standart düşürmek, pişmanlık riskini azaltmaz. Birisini lütuf gibi sevmek ilişki değil, güç oyunudur. Karakter, sizin verdiğiniz değerden bağımsızdır. Birisine şans verdiğiniz için o kişi otomatik olarak iyi biri olmaz. Sizin iyi olmanız, karşı tarafın iyi davranmasını garanti etmez. İlişki bir üstünlük savaşı değil, bir eşlik etme sanatıdır. Ve herkes, her şey dengi dengine olduğunda daha huzurludur. Aksi durumda genelde üzülen Fiona’lar olur.
Ylz der ki; kurbağayı öpünce prens olmuyor. Onun için öpecekseniz gerçek prens öpün! Bataklıkta prenseslik beklemek yerine, kendi şatonuz olsun. Sorun Shrek’lerde olabilir. Ama çözüm kendinizde…