Türkiye'de günde yaklaşık 100 cinayet işleniyor.
Hepsi basına yansımıyor.
Ama yansıyan haberlerde hep aynı ifade:
“Yanında taşıdığı silahı çıkardı ve...”
Yani her öfkeli ya da öfkelenecek kişide bir silah var.
Nasıl edinmişler, nereden edinmişler belli değil. Ama belli olan tek şey, onların bir gün gelip o silahla bir halt işleyecekleri.
Nitekim işliyorlar da.
Çocukluğumuzda bir çizgi roman kahramanı vardı: Pekos Bil. Kovboydu ama tabancası yoktu. Amerikalı, çocukları silaha özendirmemek için böyle bir kahraman yaratmıştı.
Çünkü çocuklarda özenti, onların geleceğine bile ipotek koyabiliyor.
Bakın; oyuncak satan mağazalarda en çok tabanca ve benzeri silahlar satılıyor. Geçenlerde benzerine rastladığımız gibi aileler, çocuklarının silah kullanmasını özendiriyor, düğünlerde onlara bile silah verip kullanmasına yol açıyorlar.
Bu çocuk, silahla büyüyünce kendini dev aynasında görüyor. Biraz da tartışmalı bir psikolojisi varsa, silah taşımayı yaşamakla eşit tutuyor.
Böyle tiplerin agresif olmaları, kendilerine hakim olamamaları gibi bir durum da var.
İşte o an, kolayca geliyor. Sonra eşini, babasını, çocuğunu öldürecek hale geliyorlar.
Silah edinmek bu kadar kolaysa, bu sonuç da o kadar kolaydır.
Devlet Baba, bu işe el atacak, bir silahsızlanma stratejisi geliştirecek, oyuncak satan mağazalardan başlayarak silah imajını yok edecek ve sonra da bu silahları kimler temin ediyor, onu araştıracak.
Havanda su döğdüğümün farkındayım. Bu saydıklarımın hepsini devlet hem yapıyor, hem de biliyor.
Ama sonuç alınmıyorsa biz ne yapalım?
Magazinin de siyasallaştığı günler
Bunu her iki taraf da yapıyor.
Yandaş basın da, muhalif basın da.
Yandaş basın, muhalif sanatçıları yok sayıp ondan tek satır söz etmiyor.
Muhalif basın da geri kalmayıp aynısını yapıyor. Yandaş sanatçıları tu kaka ilan ediyor.
Sanatçıların taraf tutmaları, kendi yönlerini belirlemeleri kadar normal bir şey yok. Onların tercihi.
Ama böyle bir tablo ilk kez yaşanıyor. Sanatçılar, siyasi tercihleri dikkate alınarak değerlendiriliyor.
Orhan Gencebay, Hülya Koçyiğit, Ajda Pekkan, İbrahim Tatlıses gibi her biri kendi alanında hit olmuş sanatçılardan muhalif basın hiç bahsetmemeyi maharet sayarken; yandaş basın da Beyaz, Müjdat Gezen, Metin Akpınar, Tarkan gibi değerleri es geçiyor.
Bu moda, basının güncel en önemli zaaflarından birisidir. Bu zaafın; ülkede sanatın gelişmesine hiçbir katkısı olamaz. Aksine gelişmesine zarar verir.
Yeni öğrendim; muhalif basın, Barış Manço'yu bile kara listeye almış.
Çünkü Manço, Cem Karaca gibi yiğitçe ortaya çıkıp ülke sorunlarını şarkılarına taşımamış.
Barış'ın böyle bir zorunluluğu yoktu. Çünkü o, eylemci ve devrimci bir kimliğe bürünmek istememişti.
Anadolu'nun çok güzel bir sesi oldu ve bu misyonuyla hepimizin kalbinde yer etti.
Cem Karaca gibi Fetullah'a övgüler de yağdırmadı.
Medyamız,bu zaaftan kurtulmalı, her sanatçıyı olduğu gibi kabul edip ona destek olmalı .Medyanın desteği olmadan hiçbir sanatçı ayakta kalamaz.
Bu sorumluluğu gerçekçi davranmaya dönüştürmek zorundayız.
Kanlı bıçaklı hale gelmeden…
CHP’den ayrılanlar, çoğu yerde bu partide kalanlar tarafından ‘hain’, ‘faşist’ diye nitelendiriliyorlar.
Siyasal fanatizmin hiç bir partiye yararı olmaz. Ayrılanlar, hep ‘birleşme’ umudu dile getirirken ve özellikle belediye meclislerinde CHP’nin kararlarını destekleme politikası güderken bu fanatizmin tetiklenmesi gerginliği artırır hale geldi.
CHP’den ayrılan pek çok dostum var. Onlar, ortamın durulmasını beklediklerini söylüyor ve “Ayrılık değil vuslat bize yakışan bir tavır. Bu, geçmişte CHP, DSP arasında yaşandı ve sonuçta ikisi de bundan zararlı çıktı” diye konuşuyorlar.
Burada her iki tarafın liderine de büyük görev düşüyor. Tansiyonu düşürmek, vuslatı hedef kılmak gibi…