Tartışıyoruz:
CHP-Yeni Parti arasındaki çekişmede hep kişiler konuşuluyor. Parti yöneticileri, meclis üyeleri falan.
Ama bir şey atlanıyor. CHP’nin ciddi bir mal varlığı var. Akıllı Genel Merkez binası, İş Bankası hissedarlığı, vakıflardan gelen paralar.
Diyelim ki, iddialar doğru çıkar, tahminler tutarsa şöyle bir tablo çıkar ortaya:
CHP’nin 44 milletvekili var ya, bunlardan 30’u, gelişmeleri izleyerek büyük bir ihtimalle Yeni Parti’ye geçerse ve Kılıçdaroğlu’nun yanında 14 milletvekili kalırsa…
Ne olur?
CHP Meclis’te grup kuramaz, Hazineden yardım alamaz.
Yine diyelim ki, kalan 14 milletvekili de Yeni Parti saflarında yer aldı. Kaldı mı ortada sadece Kemal Kılıçdaroğlu.
İşte o zaman ne olur?
Bunca servetin tek sahibi o mu olur ya da başka bir formül mü üretilir?
Mesela tüm bu varlıkların ve hisselerin Hazine’ye devri gibi.
Bunlar konuşulmuyor. İzmir’in kalabalık ilçelerinden birinde üyelerin parasıyla satın alınan ilçe binası, herkes istifa edip Yeni Parti’ye geçtiği için yine CHP’nin mi sayılacak?
Türkiye’nin en varlıklı partisini nasıl bir gelecek bekliyor, merakla izliyoruz.
Tartışıyoruz. Ve hukukçular, inatla ve ısrarla bundan CHP’nin karlı çıkacağı görüşünde.
Yeni Parti’nin sıfırdan başlaması, bu tablo karşısında insanın biraz içini burkuyor gibi…
Türkçe mi, Arapça mı?
Türkiye’de ezan, tarihi boyunca hep Arapça okundu. Bunda teknik sebepler hep ağır bastı. Ezanın Arapça okunmasında dil anlaşılmasa da, ne söylendiği bilinmese de namesindeki özel zenginlik hep önemsendi.
1940’lı yılların sonlarına gelindiğinde bir kısım aydınlar “Arapça ezandan bir şey anlamıyoruz. Türkçe okunsun” diye ayaklandılar. Dönemin hükümeti bu sese kulak verdi ve ezan Türkçe okunmaya başlandı. Bir anda camilerdeki cemaat sayısında azalma gözlendi.
Türkçe ezandaki çekicilik, insanlara yeterli gelmiyordu. Ezanın namaza çağrı amacı taşıdığı ve Allah’ın tek ve ulu olduğu biliniyordu ama usta bir müezzinin sesinden bile o haz alınmıyordu.
Menderes, iktidara geldiğinde; sonra CHP’lilerin hep eleştireceği işi yaptı, ezanın yeniden Arapça okunmasına dair bir karar aldı. Meclis’te bulunan CHP’li vekillerin yarısı, kendisine destek verdi.
Aydınların bir kısmı bunu hep tartıştılar, hep eleştirdiler ama sosyal demokrat hükümetlerin bile ülkeyi yönettiği dönemlerde Türkçe ezan konusunu hayata getiremediler.
Hayatımda tanıdığım en iyi ilahiyatçılardan rahmetli Mehmet Oruç, bu tartışmalara şu noktayı koymuştu:
“Ezan okunsun. Sonra müezzin, ezanda neler söylediğini Türkçe seslendirsin.”
Bunu üyesi olduğu Yüksek Din Kurulu’nda kabul ettiremedi. O yüzden konu tartışmaya açık olmaktan çıkar hale geldi.
Öğretmenlerin sesini duyan yok mu?
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, özel okullarda 40 bin liradan az maaş alan öğretmenlerin kendisine başvurmasını duyurdu geçenlerde:
“Bana başvurun, ben de gereğini yapayım” dedi.
Özel okulda ders veren bu öğretmenler geçenlerde eylem yaptılar ve 14 bin lira maaş alanlar çıktı aralarından.
Kimse düşük maaş aldığını Bakan’a duyurmaktan yana değil. Bunun sonuçta geri tepeceğini, hepten işsiz kalacaklarını hepsi çok iyi biliyor.
İroni, yaşamımızın en çok kullanılan argümanlarından birisi haline geldi. Bunu devlet adına yapanların günahı ise hiç de az değil.
Bakan Yusuf Tekin, şu anda o meşhur sözün tam tersi “Milli Eğitim Bakanı olmasa eğitim ne güzel yürür” konumuna getirmiştir kendisini ve bunun farkında değildir.