ABD, istediği kadar dünyayı kana bulasın, istediği kadar nefretimizi kazansın…

Onun ‘Tahakküm politikası’ sürüp gittikçe bunun hiçbir kıymeti yok.

Amerika’yı tarihin en büyük işgalci ve ‘hampacı’ ülkesi yapan şey de aslında bundan kaynaklanmaktadır.

Emperyalizmin adeta ilmini yapan bu ülke ve bu ülkenin nasıl seçildiği hep soru işareti olan bir takım liderleri, bizim verdiğimiz gazla dünyaya hükmediyor ve yine bizi seyirci konumuna düşürüyor.

Konuya gireyim.

ABD’ye olan nefretimizin hiçbir kıymet-i harbiyesinin olmadığının belgesi; Türkiye’de çoğu devlet, bir kaçı vakıf üniversitesinde Amerikan Kültürü ve Edebiyatı dersinin yıllardır veriliyor olmasıdır. Aralarında Ege ve Dokuz Eylül Üniversitelerinin de bulunduğu bu eğitim kurumlarında biz devlet olarak bu kültüre ve bu edebiyata biat edecek gençler yetiştiriyoruz.

Amerikan şiiri, tiyatrosu, kültürü ve uygarlığı, sineması, kültürel çalışmaları ile eleştiri kuramları gibi bilgilerin sunulduğu bu gençler, sonuçta elbette Amerika’nın aslında ihtiyacı olduğu ama pek de önemsemediği ‘itibar’ açığının kapatılmasında ister istemez rol oynayacaklar.

Amerikan vatandaşı olmak, Amerika’da doğum yaparak, ayrıcalıklı bebekler dünyaya getirmek, bir genel idol olduğunda zaten proje tamamlanmış oluyor.

Türkiye’de sayısı çok azalan devrimcilerin ‘Amerikan gerçeği’ adı altında sürdürdükleri mücadele de artık hız kaybetmiş haldedir ve bu grubun tek argümanı, Amerikan yanlısı oldukları gerekçesiyle Menderes’i, Demirel’i, Özal’ı yermeyi sürdürmeleridir.

Cemil Tugay’ın kararsızlığı

Cemil Tugay’ı en son; Buca Belediye Başkan Vekili seçimi için geldiği meclis salonunda gördüm.

Kritik bir seçimdi ve AK Parti’nin bazı CHP’li meclis üyelerine çengel attığı öne sürülüyordu. Tugay, işi gücü bıraktı, günlerce bunun üzerinde çalıştı. Meclis üyeleriyle tek tek görüştü, onları ikna etti. O gün sonuç açıklanıp Hüseyin Benzer’in başkan vekili olduğu belirlenince salona sevinçle girmesi ve önüne gelen meclis üyesine sarılması hala gözlerimin önündedir.

Bir süredir Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçeceği söyleniyor. Hatta 14 Ağustos gibi bir tarih de veriliyor.

Tugay, CHP’den istifa etti, şu anda bağımsız. İstifa ettiği parti de ikiye bölünmüş durumda. Bir kısım ilçe belediye başkanları Yeni Parti’ye geçmiş. Ama kalanlar var. AK Partili belediye başkanları var.

Hal böyle olunca onun, hiç değilse kurultaya kadar tarafsız kalması, çarkın işlemesi bakımından çok önemli bir karar.

Tugay’ın Özgür Özel’le bir sorunu yok. Özgür Özel’in de onunla arasının iyi olduğunu sanıyorum. AK Parti’ye geçmesi, böyle bir ilişkinin bozukluğu anlamına gelir ki, doğru değil.

Tugay, bir hizmet adamı. İşini doğru yapıyor. Seveni vardır, yoktur; ayrı mesele ama açık vermeden yol alıyor.

Bu çok önemli. Ekşi yememiş ki karnı ağırsın.

14 Ağustos gibi bir tarih verilmesinin yanı sıra Cemil Tugay’ın ‘Hayır ben AK Parti’ye geçmiyorum’ tarzında bir açıklama yapmaması, bizi iki hafta daha yoracağa benziyor.

Hayırlısıyla.

Sahillerde kavga var

Bu konu, bir süre gündemde kalacağa benziyor. Sahillerin 50 metre bölümlük yerinin herkese açık olduğu kararı, bir kaosa yol açmış görünüyor. Özellikle lüks otellerin kumsalında hasır serip karpuz yiyerek bir nevi kararı sulandıranların yanı sıra, kararı tanımayan otel yönetimleri de var.

Bu, karara yeni bir karar metni eklenmesini kaçınılmaz kılıyor. Bu, kurallarla ilgili bir karar olmalıdır ve kumsalların, medeni yaşamın da sergilenebildiği alanlar olduğu hatırlanmalıdır.

Turizmin bu sıkıntılı döneminde böyle bir anlayış hakim olursa gül gibi geçinir gideriz.