Dünyada kabul görmüş iki sağlık endeksi var:
Biri sağlık hizmetlerinin kalitesi, ikincisi de hekime ulaşma endeksi.
Birincisinde dünya sıralamasında 12. sıradayız. Birinci ülke 84.04 puanla Tayvan. Onu 83.04 puanla Güney Kore izliyor. Sonra sırasıyla Japonya, Fransa, Danimarka, İspanya, Avustralya, Tayland, Norveç, Finlandiya ve Avustralya gibi klas ülkeler var. Amerika bile 68.89 puanla bizden çok sonra.
Bizim puanımız 70.70.
Ülkeler, sundukları sağlık hizmetlerini, tedavi yöntemleri ve aldıkları sonuçlarla değerlendiriyor ve Dünya Sağlık Örgütü’ne bildiriyorlar. Yani her şey beyana tabi.
İkinci endeks, hekime ulaşma ile ilgili.
Bu konuda başarılı değiliz. Dünya sıralamasında 86’ıncıyız.
Küba birinci sırada. Amerika yine arka sıralarda. Türkiye’nin puanı hiç de iyi değil. Bu rapor, sağlık kuruluşlarınca değil, sağlık çalışanları örgütlerince veriliyor ve puanlama ona göre yapılıyor.
Sağlık hizmetlerinin sonuç itibariyle iyi olması, değerli hekimlerimiz ve sağlık çalışanlarımızın başarısıdır. Ama onlara ulaşmak kolay değilse, bu endeksin hiçbir kıymet-i harbiyesi yok.
Elinizdeki en önemsiz bir ilaç prospektüsünde bile ‘Bir yan etki gördüğünüzde hemen hekiminize başvurun’ yazılı.
Hangi hekime nasıl hemen?
Bu bizim için bir hayal. Ve bu hayalin kapsamı giderek büyüyor, hekime ulaşmak giderek zorlaşıyor.
Her hastalık ‘Öncelikli tedavi’ özelliği taşır. İki yıl sonraya randevu verilen durumlar var. Bazısı hekim, bazısı tetkik olsa da iki yıl bekletilen bir hastalık, iyileşme ümidi olmaktan çoktan çıkmıştır.
Sağlık endeksi konusu, Türkiye’nin temel sorunlarından birisidir. Pek çok branşta uzman hekim yetişmiyor. Yetişmiş olanlar da yetmiyor.
Suriye’den, Irak’tan getirilen ‘kendinden menkul’ hekimleri, bu kapsamın dışında tutuyor ve hekime ulaşma endeksimizin iyileştirmeye tabi tutulmasını bekliyoruz.
Trafik cezası bir kader değildir
Araç kullanan herkesin başına geliyor.
Trafik kazaları, yaşamımızın vazgeçilmez sonuçlarından birisidir.
Kırmızı ışıkta geçmek, emniyet şeridini kullanmak, yanlış yere park etmek, alkollü araç kullanmak, hız limitini aşmak gibi her biri yapmamamız gereken şeyler.
Ama zırt pırt ceza yemek de neyin nesi?
Devlet, öyle bir izlenim veriyor ki, trafik cezası kese kese bütçe açığını bir nebze olsun kapatıyor.
Bunu doğru çıkaran örnekler de yaşanmıyor değil. Özellikle fahri trafik müfettişleri bu hatayı çok sık yapıyor. Doğru dürüst tespit yapmadan aracın plakasını ve cinsi ile rengini yeterli görüp bazen hatalı ceza kesebiliyorlar. Ceza kesilen vatandaş da ‘Bu da nereden çıktı?’ deyip hayıflanıyor ama ceza katlanmasın diye götürüp yatırıyor.
Oysa doğrusu şöyle:
Her hata fotoğrafla belgelenecek. Fotoğrafla belgelenmedikçe ceza asla geçerli değil. İtiraz edebiliyorsunuz. Bu koşul trafik polisleri için de geçerli. İlla fotoğraf olacak.
Arabanızı olmadık yere kısa süreli park için orada görevli trafik polisinden izin istiyorsanız ve o da veriyorsa yandınız demektir. O sırada yoldan geçen bir başka trafik aracı size ceza zaptı düzenleyebilir.
Otoyollardan geçişte yanlış görüntüleme de ‘Ücret ödemeden geçiş’ cezası ile sonuçlanıyor ve rakam da çok. Buna mutlaka görüntü istenmelidir ve karşı taraf bu görüntüyü vermezse o kuruma yazılı olarak başvurulmalıdır.
Trafikte en çok işlenen suçlar kemer takmamak, kırmızı ışıkta geçmek, hız limitini aşmak, araçta eksik donanım gibi konular. Bunların çoğu kere belgelenmeden zaptı düzenlenebilir.
Siz siz olun, hem kurallara uyun, hem de sözüm meclisten dışarı enayi yerine konmayın.
Nerede bu arkadaşlar?
CHP’yi alev sardı. Kaçınılmaz gibi görünen bölünme, başka sorunlara sıçradı. Sosyal demokratlar, hem kan kaybediyor, hem de birer ikişer belediyeleri rakip partiye veriyor.
İzmir, sanki bir pilot bölge. Tutuklanmayan başkan yok gibi.
Her gün kavga, her gün gerginlik.
Bu kentin siyaseten önemli ve ağırlığı olan isimleri nerede?
Yüksel Çakmur, Kani Beko, Kamil Okyay Sındır, Abdül Batur.
Hepsi de sözü dinlenecek isimler. Ama ortalıkta yoklar.
Belki vardırlar da sözleri dinlenmiyordur.
Hangisi olursa olsun, bu isimler bir kere daha cesaretle ortaya çıkmalı ve sosyal demokrasi üzerindeki büyük ateşi söndürmelidir.
Bu irade, çoğu kere davetle olmaz.
Bu irade, hassasiyet de kaldırmaz.
Cesaret, onların en büyük gücü olmalı.