Türkiye Cumhuriyeti, Fransız ve İngiliz sahipliğinde olan demiryollarını 1930’lu yıllardan başlayarak millileştirirken Fransızların işlettiği ve yemekli ve yataklı tren seferleri düzenleyen Vagon-Li Şirketi’ne dokunmamıştı.

1930 yılında bu şirkette gişe memuru olarak çalışan Naci Bey, bir konuyu görüşmek için İtalyan asıllı Genel Müdür Jannoni’yi arayarak derdini Türkçe anlattığında, Müdür, kendisini azarlar ve ‘Bu şirketin resmi dili Fransızca, Türkçe konuşamazsın’ der, telefonu kapatır. Bununla yetinmez, Naci Bey’e 25 kuruş para cezası ve 25 gün işten uzaklaştırma cezası verir.

Olay İstanbul’da kısa sürede duyulur. Darülfünun ve Milli Türk Talebe Birliği öğrencileri ayaklanır. “Türkçe konuş” nidalarıyla şirketin Beyoğlu Pera’daki acentesini ateşe verir. Diğer bütün bürolarını basarak kırar dökerler ve her gittikleri yerde de beraberlerinde götürdükleri Atatürk posterlerini asarlar.

11 Şubat günü yaşanan bu olaydan sonra şirket hatasını anlar, özür diler, Naci Bey görevine döner. Çok kısa süre sonra da Atatürk’ün talimatıyla şirket Fransızlardan alınarak millileştirilir.

Bu nasıl avcılık?

Pek çok avcı dostum var. Mecburen av anılarını dinliyorum. Ama en çok hoşuma giden bölüm, onların avdan elleri boş döndüğü partilerle ilgili.

Avcılığı sevmem. Hayvan öldürmenin bir spor olabileceğini kabullenemiyorum. Avcıların, doğanın dengesini korumak gibi bir savunması da bana mantıklı gelmiyor.

En güzel av, eli boş dönülen avdır. Doğayı gezmek, spor yapmak, oksijen almak.

Bu, yeter de artar bile.

Ama giderek modernleşen silahlarla her attığını vuran bir avcının, doğa katliamına sebep olması da kabullenebileceğim bir şey değil.

Av yüzünden doğada öylesine çok hayvan türü yok oluyor ki, hangisini söylesem.

Geçenlerde bir grup avcı, face'deki köşelerinden paylaşmışlar. Belki 500 lökeşe avlamışlar. Adam başına yüz tane lökeşe düşüyor. Onları oturup bir de yere sererek desen oluşturmuşlar.

Yaptıkları marifetmiş gibi.

Keklik yok oluyor, lökeşe de öyle.

Avladın da ne oldu?

Yere serdin de, desen oluşturdun da ne oldu?

Alın size bir yeni örnek daha. Adam altı tane tavşanı öldürmüş, başında fotoğraf çektiriyor. Ve bunu face'de yayınlamış. Ama dikkat edin; yüzünü gizlemiş. Biliyor ki, yaptığı iyi bir şey değil.

Günah değil mi bu hayvanlara? Nasıl kıydın canlarına?

Avcılığı değil, avlanmayı eleştiriyorum aslında. Hayvanın canını yakmadan da avcılık yapılabilir aslında. Mutlaka böyle bir tablo yaratmak şart değil ki...

Avcıların kızdığını biliyorum ama aslında kendilerini şöyle bir yargılasalar, hak verecekler.

Doğayı nasıl hor kullandıklarının farkına varsalar, taktik değiştirecekler.

Kimbilir.

Belki bir gün...

Siyaset dili

Siyaset dilinde belirgin bir bozulma var.

Kimsenin kulağı ağzından çıkanı duymuyor.

Siyaset dilindeki adaletsizlik ise en büyük sorun. Bir taraf, istediğini söylüyor, karşı taraf, ona aynı sözleri sarf ettiğinde suçlu kabul ediliyor.

Ben buna ‘Trump tarzı’ adını taktım. Ondaki konuşma rahatlığı kimsede yok. Endaze sıfır. Ama onun da onu taklit edenlerin de ağızlarını kapatacak bir güç yok.

Bu gidiş, siyasetimizin de kalitesini olumsuz etkiliyor elbet.

Kimse konuşmalarında ‘Ecevit taklidi’ yapmasın tamam ama, Trump hiç olmasın.