Yarın sabah milyonlarca insanın gözü Kanada’nın Vancouver kentinde olacak. Saatler 07.00’yi gösterdiğinde A Milli Futbol Takımımız, 2026 FIFA Dünya Kupası’ndaki ilk maçına çıkacak. Rakip Avustralya. Ancak aslında yarın sahaya çıkacak olan sadece 11 futbolcu değil. 24 yıldır bu anı bekleyen bir ülkenin heyecanı da o sahada olacak.

Dünya Kupası denildiğinde birçok Türk futbolseverin aklına hâlâ 2002 yılı geliyor. O unutulmaz yazın üzerinden tam 24 yıl geçti. Bu süre boyunca farklı jenerasyonlar geldi, farklı teknik direktörler görev yaptı, büyük umutlar kuruldu, büyük hayal kırıklıkları yaşandı. Ancak Dünya Kupası sahnesi hep uzakta kaldı. Şimdi ise yeniden o büyük organizasyonun içindeyiz.

Milli futbolcuların açıklamalarında da bu heyecanın izlerini görmek mümkün. Kerem Aktürkoğlu’nun “24 yıl sonra Dünya Kupası’na katıldığımızın ve tüm ülkemizin bu anı beklediğinin farkındayız” sözleri aslında duyguların özeti niteliğinde. Çünkü bu turnuva sadece futbolcuların değil, yıllardır Milli Takım’ın yeniden dünya sahnesinde yer almasını bekleyen insanların da hikâyesi.

Elbette önümüzde kolay bir grup yok. Avustralya uzun yıllardır Dünya Kupası’nın düzenli katılımcılarından biri. Paraguay her zaman mücadeleci bir ekip. Ev sahibi ABD ise kendi seyircisi önünde oynayacak. Ancak bu kez mesele yalnızca rakipleri geçmek değil. Asıl mesele yeniden aidiyet duygusunu güçlendirmek, yeniden Milli Takım etrafında birleşebilmek.

Son yıllarda Türk futbolu zaman zaman eleştirilerin merkezinde kaldı. Kulüplerin sorunları, saha dışı tartışmalar ve bitmek bilmeyen polemikler futbolun önüne geçti. Buna rağmen bugün elimizde Avrupa’nın önemli kulüplerinde forma giyen, büyük maçların baskısını yaşamış genç ve yetenekli bir oyuncu grubu bulunuyor. Bu jenerasyonun en önemli özelliği ise önünde uzun yıllar olması.

Bu nedenle Dünya Kupası’nı yalnızca birkaç maçlık bir organizasyon olarak görmemek gerekiyor. Bu turnuva aynı zamanda geleceğin temellerinin atıldığı bir vitrin olacak. Bugün sahaya çıkacak birçok oyuncu, önümüzdeki yıllarda Türk futbolunun ana karakterleri olmaya devam edecek.

Orkun Kökçü’nün hava şartlarıyla ilgili yaptığı açıklama da dikkat çekiciydi. “Bahane olarak kullanmamamız lazım” dedi. Aslında başarıya giden yolda ihtiyaç duyulan zihniyet de tam olarak bu. Dünya Kupası gibi organizasyonlarda şartlar her zaman mükemmel olmaz. Önemli olan, şartlar ne olursa olsun mücadeleden vazgeçmemektir.

Yarın sabah sahada alınacak sonuç ne olursa olsun, Türkiye yeniden Dünya Kupası sahnesine çıkacak. Belki bir galibiyetle başlayacağız, belki istediğimiz sonucu alamayacağız. Ancak asıl değerli olan şey, yıllardır özlenen o atmosferin yeniden yaşanacak olması.

Çünkü bazı turnuvalar sadece futbol değildir. Bazı maçlar sadece doksan dakikadan ibaret değildir. Yarın oynanacak Avustralya maçı da onlardan biri.

24 yıllık hasret sona erdi. Şimdi yeniden hayal kurma zamanı.