Bid’at, İslam’ın inanç ve ibadet esaslarına sonradan eklenen, Kur’an ve sünnette yeri olmayan davranışlardır.

Hurafe; akıl dışı, gerçekle ilgisi olmayan, uğur ve uğursuzlukla ilgili batıl inançlardır. Her ikisi de dini yozlaştıran, Hz. Peygamberin sünnetine aykırı unsurlar olarak kabul edilir.

Uğursuz olduğu kabul edilen şeylerden bazıları ise şunlardır:

1. Sol gözü seğiren kişinin bu olayı kötüye yorumlaması, sağ göz seğirirse hayra yorumlanması batıl bir inançtır.
2. Kişinin üzerinde dikiş yapılacaksa veya düğme dikilecekse ağza bir şey alınması, yoksa başa sıkıntıların geleceğine inanılması doğru değildir.
3. Kapı eşiğinde oturan kişiye iftira atılacağına, alacaklının gelmesine inanmak; erkeğin önünden kadının geçmesinden dolayı erkeğin nasibinin kapanacağını düşünmek uğursuzluk sayılmaz.
4. Ezan okunurken köpek ulumasını şerre yormak uğursuzluk değildir.
5. Evde cam veya porselen gibi bir şey kırıldığı zaman belanın defedildiğine inanmak doğru değildir.
6. Merdiven altından geçmeyi uğursuz saymak doğru değildir.
7. Sağ kulağın çınlamasını hayra, sol kulağın çınlamasını şerre yormak uğursuzluk değildir.
8. Ayakkabı veya terliğin ters dönmesini uğursuzluk saymak doğru değildir.
9. Gece vakti sandık açmayı mezarın açılmasına yormak uğursuzluk değildir.
10. Kişinin üzerinden geçildiği zaman boyunun büyümeyeceğine inanmak vb. gibi şeyler halkımız arasında sıkça karşılaştığımız hurafelerdendir.

Yukarıda saymış olduğumuz ve halk arasında yaygın olan bu hurafelerin kaynakları ve tarihçeleri bilinmemektedir. Tarihin her döneminde varlığını koruyan hurafeler, insanın ruh ve tabiatına uygun düşmeyen, akla ve mantığa aykırı şeylerdir. İnsanların karşılaştığı problemleri çözmede doğru yolların dışında yanlış yollara sapmaları, hurafeleri iyice yaygınlaştırmıştır. Bu sebeple uğuru veya uğursuzluğu yaratılmış mahlukattan beklemek doğru değildir. Unutmayalım ki insanın başına Yüce Allah’ın dilemesinden başka hiçbir şey gelmemektedir. Kur’an’dan dinleyelim: “Eğer Allah sana herhangi bir zarar verecek olursa, bil ki onu O’ndan başka giderebilecek kimse yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu engelleyebilecek de yoktur. Allah bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

Bidat ve hurafeleri ortaya çıkaranlar ve bu hurafeleri yaygın hale getirenler için dünya ve ahirette büyük bir sıkıntı vardır. Çünkü iyi bir iş yapan kimsenin peşinden o iş devam ettirilirse, alınacak sevaplardan cennette payı vardır. Kötü bir iş yapan, kötü bir çığır açan ise o kötü yolda gidenlerin almış olduğu günahlardan cehennemde bir pay alır. Bu sebeple yapmış olduğumuz şeyin İslam’la ilgisinin olup olmadığına bakmalı, dünyamız ve ahiretimiz için faydası olup olmadığını araştırmalı ve sadece gönlümüz istedi diye yapmamalıyız. Peygamber Efendimizin şu sözünü sizlerle paylaşmak isterim: “İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayrılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz (eksilmez).”

Bidat ve hurafelerle ilgili Efendimizin şu sözlerine kulak verelim: “Kim bizim bu dinimizde yeri olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa, o şey ondan kabul edilmez.” Peygamberimiz (s.a.v.) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Bundan sonra söyleyeceğim şudur ki sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed’in (s.a.v.) yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkarılmış olan bidat ve hurafelerdir. Her bidat dalâlettir, sapıklıktır.”

Bidat ve hurafelerden kaçınılmazsa, zaman içerisinde insanlar tarafından dinin aslından sayılacak, böylece terk etmek günahmış gibi kabul edilecektir. Günümüzde bu durumu üzülerek görmekteyiz. İnandığı gibi yaşamayan kardeşlerimiz, yaşamlarını inançları hâline getirmişler ve yanlış şeylerin ardına takılıp gitmişler ve gitmektedirler. Bu sebeple bizlere hiçbir fayda sağlamayacak olan hurafeleri hayatımızdan çıkarmaya özen göstermeliyiz. Kur’an ve sünnete uymak bizim en temel vazifelerimizdendir. Dinimizi Kur’an ve sünnetten öğrenmekteyiz. Hayatımızda karşılaşmış olduğumuz birçok şeyin Kur’an ve sünnette olup olmadığını bilirsek hatalara düşmekten korunabiliriz.

Bu sebeple dinimizin iki ana kaynağı olan Kur’an ve sünneti öğrenmeye gayret göstermemiz, bizleri batıl itikat ve hurafelerden kurtaracaktır. Yıl içinde mübarek gün ve gecelerde ziyaret edilmesi makbul olan birçok yer ziyaret edilmektedir. Bunları yasak kapsamında değerlendirmek doğru değildir. Ancak ziyaret esnasında yapılan bazı yanlışlıklar var ki işte bu gibi tavırlardan kaçınmamız gerekmektedir. Geçmişlerimizi Kur’an’ın nuruyla aydınlatalım.

Geçmişlerimiz ve kendimiz için dua ve niyazda bulunalım. Ölülerimiz ve dirilerimiz için tövbe istiğfar edelim. İslam’ın özüne ters düşen olumsuz şeylerle asla meşgul olmamalıyız. Dünya ve ahiretimizi en güzel şekilde kazandıracak doğru davranışları kendimize ve çocuklarımıza hayat düsturu hâline getirmeye çalışalım. İslam’da fal, kehanet, uğursuzluk veya hurafelere yer yoktur; iyilik ve kötülük sadece Allah’ın takdirindedir. Bu tür inanışlar itikada zarar verebilir.

Allah tüm ümmet-i Muhammed’i helali ve haramı bilerek yaşayan, Kur’an ve sünnete dayalı olan yolu takip edenlerden eylesin. Amin.