Bazı filmler neden hiç eskimez?

Çocukluğumda televizyonda Yeşilçam filmi gördüğümde kanalı değiştirdiğimi hatırlamıyorum. O sıcak aile tabloları, tanıdık yüzler, sonu belli ama yine de izlenen hikayeler. Bir şekilde ekrana bakakalmışımdır. Büyük ihtimalle siz de.

Yeşilçam, Türk sinemasının altın çağıdır. 1950’lerden 1970’lere uzanan bu dönemde Türkiye’de her yıl yüzlerce film çekildi.
Ana akım Yeşilçam sineması geniş kitlelere hitap ediyordu; geleneksel aile yapısını anlatan, melodram diliyle konuşan, sonunu tahmin edebildiğiniz ama yine de izlediğiniz filmler. O filmler yerele aitti, tanınan hikayelerdi. İzlerken içinde kendinizden bir şeyler buluyordunuz. Belki de bu yüzden televizyonda karşınıza çıktığında sıkılmış bir şekilde bakamıyorsunuz. Çünkü o filmler hala sıcak hissettiriyor.

Ama aynı dönemin içinde bambaşka bir sinema daha var. Daha toplumsal ama daha gerçekçi. Lütfi Akad’ın Gelin Düğün Diyet üçlemesini üniversite yıllarımda yeniden izlediğimde fark ettim bunu. Kadının toplumdaki yeri, göç, gelenek baskısı filmin temasını oluşturuyordu. Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı’nda ise yüzeyde aşk ve sevgiden bahsediliyor gibi dursa da filmin gerçekliği sorgulayan daha sarsıcı bir hikayesi var Bu filmler bir derdi olan anlatılar. Anlatmak istediği bir mesajı var ve onu bilinçli bir şekilde izleyip çözebilmek gerekiyor.

İşte Yeşilçam’ın ilginç paradoksu burada. Ana akım sinema sizi rahatlatır, ısıtır, tanıdık bir dünyanın içine çeker. Akad ve Erksan filmleri ise sizi düşündürür, bazen rahatsız eder. Anlatısı daha derin bir hikayede gizlidir. İkisi de aynı dönemde, aynı Yeşilçam çatısı altında üretildi. Ama biri geniş kitlelere hitap etti, diğeri üzerine hala akademik çalışmalar üretilip okumalar yapılıyor.

Peki Yeşilçam neden Hollywood olamadı? Belki de olmak zorunda değildi. Hollywood hep evrensel olmaya çalıştı. Herkese hitap eden, her kültürde izlenebilen hikayeler sundu izleyiciye Yeşilçam ise tam tersine yerelden konuştu. O geleneksel aile tablosu, o tanıdık mahalle, o melodram dili… Bunlar Türkiye’ye özgüydü. Dışarıdan bakınca belki sıradan görünüyordu. İçeriden bakınca ise kendinizden bir şeyler buluyordunuz.

Bazı filmler eskimez çünkü sizi o sıcak yıllara götürür. Bazıları eskimez çünkü söyledikleri hala konuşulur. Yeşilçam’ın güzelliği belki de bu ikisini aynı anda barındırmasında gizlidir.